İçeriğe geç

“Zeytin Ağacı Kadar Yaşayacağım”

Neredeyse bir aydır tatildeydim. Ve fakat döndüm, Ankara’dayım yine, iyi kalpli üvey anamızın bağrında. Tatilde okuyup yazmayı ne kadar azaltmış olsam da boş duramadım, beceremedim. Telefona, defterime notlar aldım, düşündüm, okudum, sinirlendim (mesela herkesin sinek gibi bazı kitaplara üşüşmesine sosyal medyada, bu kitapları parlatmakta birbiriyle yarışmasına koca koca insanların), hala e-okuyucuya geçememiş gariban bir okur olarak (kitabın yerini tutmaz ki) keşke şu kitabı da yanıma alsaymışım diye iç geçirdiğim de oldu…truman-capote-1.jpg

Ve fakat Jules Renard’ın “Yazmak, sözünüz kesilmeden yapabileceğiniz tek konuşmadır.” sözünü nerede gördüm de not ettim, yazmamışım. Sözümün, dahi herhangi birinin sözünün kesilmesine ifrit olurum. İşte yazmak için bir neden daha!

Truman Capote’nin erken dönem öyküleri basılmış: Ateşteki Güve (Çeviren Melisa Kesmez). Kitabın künyesine baktığımızda, ki buna birçok çeviri kitapta rastlayabilirsiniz, kitabın orijinal isminin The Early Stories of Truman Capote olduğunu görüyoruz. Bizdeyse illa ki fiyakalı bir isim verilir kitaplara. Halbuki ne kadar basit o kadar iyi.

Bu arada, Capote’nin öldüğü gün doğmuşum ben. Onun dünyaya eyvallah çektiği gün ben merhaba demişim.tokatci-1100x400Tatilde evde olunca televizyonla biraz daha fazla haşır neşir oldum. İster istemez. Bazı tuhaf kanallar var televizyonda. Gece gündüz eski Türk filmlerini yayımlayıp duruyorlar. Aynı ya da benzer filmleri üst üste veriyorlar. Uzun aralarla da tuhaf ürünlerin reklamı oluyor: Üç bin yıllık krem, arabanızdaki çizikler için krem (bu ürünü gören kaporta ustaları şok oluyormuş), bal, ayakkabı ve sair. Bu kanalların bazılarında sansür yok. Yani insan gibi izliyorsunuz filmi; küfürüyle, rakısıyla sigarasıyla. Buzlama ya da bipleme olmuyor. Bazı kanallarda ise oluyor. Bana da Kemal Sunal’ın başrolünü Şevket Altuğ’la paylaştığı Tokatçı adlı film denk geldi. Adamlar sittin sene’yi sansürlediler. Yanlış duymadınız, sittin sene’yi sessizlikle sansürlediler. Üç bin değil beş bin yıllık krem lazım bize.1128_4.jpgTatilde olunca normalden daha fazla gazete ve gazete eki takip edebildim. 8 Haziran 2017 tarihliCumhuriyet’ten bir haber: “Dünyanın üçte ikisi sekiz yıl sonra susuz.” Yıllar yıllar önce, ortaokulun bir yaz tatilinde okuduğum Necati Cumalı’nın Susuz Yaz’ı geldi aklıma.transperan_bergama

Keşke federal bir yapısı olsa ülkenin, yerel yönetimler çok güçlü olsa. Sözgelimi, Bergama’ya yapılacak ve doğanın düzenini alt üst eden madenlerin zehirli işletmelerine izin verip vermeme yetkisi yöre halkında, yani o zehirden en çok etkileneceklerin elinde olsa. Keşke. Demokrasinin ülkemizdeki tek göstergesi olan referandumla bu konulardaki seçim hakkı da yöre halkının olsa. Hayat bayram olsa.

Neden mi? Çünkü yine Cumhuriyet’ten bir haber: “25 Yıllık Bergama çevre mücadelesi, yargı kararıyla taçlandı.” Mahkeme kararıyla altın madeni şirketinin ÇED izinleri iptal edilmiş. Umutsuzluk yaymak istemem ve fakat daha önce de olmuştu bu: Bu ve bunun gibi çokuluslu arsız şirketler, mahkeme kararlarına karşı Bakanlar Kurulu kararlarıyla işlerine devam ettiler. Evet, mahkeme kararlarına rağmen. Şaşırdınız mı? Hayır elbette. Umarım bu defa da böyle olmaz.

Ahhh Bülent abla ah Bülent Ersoy,onu yüksek sesle dinleyin, sadece birkaç değil her türlü müziğini. Sesin bütün kıvrımlarını duyabilmek için şart bu. Hatta kulaklık takarak. Tüm peşrevleri, taksimleri, vokallerin oyunbaz nakaratlarını fark edemezsiniz başka türlü. Başka bir iş yaparken dinlenmez müzik, tüm işlerinizi bırakıp öyle dinleyin… İyi kitaplar okuyun, iyi filmler izleyin. Yoksa muhtemelen,işinize adapte olamazsınız.

Hoşça kalın hoş çakallar!

Onur Çalı

The following two tabs change content below.

Misafir Yazar

Latest posts by Misafir Yazar (see all)

Bir Cevap Yazın

Scroll Up