İçeriğe geç

Lale Devri Çocukları

Mutsuzluğun sevgisizlikten geldiğini çoğu kişi bilmez. Oysa, Freud’un dediği gibi, depresif ya da melankolik saplantılar, öncelikle sevme yeteneğinin kaybolmasıyla kendini gösterir. Kendi kabuğu içinde yaşamaktan asosyal, öfkeli, soğuk, mesafeli, güvensiz, hoşgörüsüz bireylerden oluşan toplum ister istemez sevgisiz bir toplum oluyor. Ve gittikçe yapaylaşıyor, yüzeyselleşiyor, sığlaşıyor ilişkiler… İnsan kendi kendisine yabancılaşıyor…

Estetik kaygılar, nezaket, samimiyet, dostluk gün geçtikçe azalıyor… Mizah duygumuzu bile yitiriyor, gülümsemesini unutuyoruz…

Sevmesini bilmeyen bir toplum olarak sevgisizliğimizle tüm kapıları kendi yüzümüze kapatıyoruz.   
Belki de bu yüzden insan, insana olan ihtiyacını sanal dünyadan karşılıyor artık. Gerçeklerle kendisi arasındaki yabancılaşmadan böyle kurtarıyor kendini.
Sanal alemin bize sunduğu sonsuz olanaklar elimizin altındayken insani ilişkilere gerek olmadığını düşünüyoruz. Aşka bile!

 Şimdilerde herkesin birbirine “Aşkım” diye hitap etmesi, aşkın ne olduğuna dair bir kuşku düşürüyor içime. Yaşanan sanal aşklara inanasım gelmiyor…
Ekranda gördüğümüz resmin bile gerçek olup olmadığını bilmek istemeden paylaşıyoruz en mahrem duygularımızı. İnsanın duyularıyla dokunmadığı bir kişiye duygusal olarak bağlanmasını çözmeye çalışırken, Sezen Aksu’ya hak veriyorum: “Leyla’yla Mecnun gibi / Çoktan masal olmuş aşk.”*

Yalnızlığını bilgisayarıyla paylaşan günümüz insanı, ruhunu çoktan internete satmış bile. Artık dönüş yok, kurtuluş da… Ve artık sevgi klavyelerin tuşları arasında sıkışıp kalmış eski bir sözcük sadece.

Bizse, Lale Devri çocukları, kendi zamanımızda yaşadığımız gerçek aşklarla birlikte birer ikişer çekip gidiyoruz…

İleride bir gün insanoğlu, çatıya saklanmış eski bir plaktan ya da tozlu bir kitabın sayfalarından öğrenebilecek midir aşkı?

 Sanmıyorum!  

Melek Koç

The following two tabs change content below.

Misafir Yazar

Latest posts by Misafir Yazar (see all)

Bir Cevap Yazın

Scroll Up