İçeriğe geç

Afilli Soru İşareti

Hayal meyal kelimeleri yavaşça fırlattı, başka yerleri gören adamlar. Kalpte öylece bakakaldı ardından. Uykusuz gözlerin gördüğü yıldızlar, çekingen bir bakışla uzattı kabul ellerini.

Biçare toplumu, misyonerler kısırlaştırdı 7-24 hastanelerin tek odasında.Hızlarını alamayıp akılları da kısırlaştırdılar, geriye birşey kalmadı ama.İlahi tedavileri her derde devaydı, akıl gidince insan, her derdini unutuyordu sonuçta!

Ben, onca şiirin arasından insanlara en uygununu seçmeye uğraşırken, insanlardan birisinin şuh sevgilisi, sarı saçlarıyla kement atıyordu bakir düşlerime. Ahlâksal dokundurmalarım çukurlaştıkça, fiziksel yükselişler fırtınada dalgalara vurulan balıkçı teknesinin naralarını anımsatıyordu geceden kalma bir anda, Karaköy yokuşunu tırmanan dedemin sigara kokan nefesi Boğaz’a soluklanırken.

Ve de bahtsız bir delikanlı çılgınca sevdalı olduğu olgusuna kapılarak Ayşe Kulin’in Sevdalinka’sını kesip kesip sevgilisinin baharı getiren saçlarına takıyordu. Taşan, taştıkça çoğalan duygu sağanağına tutulan genç kızın bakışlarından gemiler geçiyordu içinde inci dişlerin pırıldadığı gülümseyen umutların bulunduğu. Ve o umutlar gün be gün tecavüze uğruyordu güneşin kamçıladığı zamanların getirdiği gerçekle.

Olsun dedi, bir çocuk saçlarının kıvrımları arasında dolaşan harflerden oluşturduğu sözcüklerle. Ben büyüyünce, büyütüldüğüm zaman bir abla tarafından sahnelerde ışıldayan bir prens olacağım ve sanat hayatına ?’Ayağında Kundura” türküsü ile atılacağım. Önümden aktrisler geçecek ve elimi uzatıp avuçlarından tuttuğum afete geleceğe ait umutlarını yitirteceğim, beş yıldızlı otelin kral dairesinin başköşesine konuşlandırılmış olan som altından imal edilen yatakta.

Bilinen o ki, bildiren tüm bildirilerde _hele sokakta uzun saçlı, kirli sakallı, uzun kollu gömlekli, kot pantolonlu, kulakları küpeli ama gözleri ışıl ışıl gençlerin dağıttığı bildirilerde, genelde imza bölümü boştur.

Siyasi yelpazenin merkezine aday zengin bir holding destekli günlük gazetenin ikinci sayfasında yazan köşeyi dönmüş yazar, makalesinin ana kalemini nedense nedensiz olarak başbakanın şifalı dudaklarından nasiplendirir ki bu ne hikmetse ya kısmet diyerek gerdeğe giren gelinlerin toy ve bakir duygularını anımsatır. Allah’tan iyi ki öyledir. Ya, yıllarını genelevin capcanlı sokağında bulunan loş evde yaşayan kadının hislerini anımsatsaydı!

Her düşen şey, keşke, yer çekimi kanununa istinaden düşseydi. Bu sözün doğruluğunu sınamak için İstanbul’un arka sokaklarının gizlendiği eteklerin aralarında soluklanmak yeterlidir ki insana iyi ki hiç olmazsa bazı şeyler ”yer çekimi kanunu” ile düşüyor dedirtiyor.

Mahallenin kedisinin tırmıklamaya hazır bakışlarının alanı içinde sarmaş dolaş yürüyen sevgililerin aklında olmayan memleket meseleleri, maalesef onları en mutlu anlarında bulup yüreklerine umutsuzluk tohumunu ektikçe, onlar da yanlarına kuvvet bulup dayanak olması için çocuk yapacaklardır ki bu heves, bıyıklı başbakanımızın gözlerinde, yıldızlara Ay’ın çarpması ile oluşan kıvılcımların parıldamasına neden olacaktır.

Yazarı, yazdıklarını sadece kalemin iz sürümü olarak görmektedir. Neden derseniz, nedensiz nedenlerin insanın başını sıklıkla belaya soktuğu gerçeği çıplak duvara asılacaktır ki bu asılım başta Deniz Gezmiş ve arkadaşları olmak üzere geçmişten şimdilik şimdiye kadar asılanların yanında çok masum kalacaktır. Kalem kırılması ile başlayan bu asılım süreçleri, umarım ki aziz ülkem medeniyet sıralamasında üst basamaklara doğru yükseldikçe azalacaktır. Kim bilir adına aydın insan dediğimiz düşün insanları toplumu aydınlattıkça umarım sevgilimin kaybettiğim gözlerini o aydınlanan alanda bulurum da ellerine sıcak bir buse kondururum.

Yeter! Bıktım… Dedi cumhuriyetle yaşıt ihtiyar bir adam. Buruşuk yüzüne inat yanan bakışlarında ağır bir kitabın dolu sayfaları yavaş yavaş gökyüzüne doğru yükselirken O’nun hareketinden oluşan şirin bir rüzgâr sevgilimin saçlarını havalandırıyor, saçlarının gerisinden görünen şehrin bıyıklarında biriken kir insanlarca akıtılıyor, ben bir hayalin köşelerinde koşuşturuyor, okur okuduklarından anladığını küfre dönüştürüyor, sevgilim buluttan salıncaktan bana uçuyor ve ben uzanıyorum, gözlerimde ağıt yakan sözcüklerle.

Televizyonda bıyıklı bir adam öfke ve kin saçan bakışlarının aydınlığında durmadan birilerine fırça atıyor, karşısındakiler de mubah bir şey varmışçasına alkışlıyorlardı.

Küfredip televizyonu kapatıyorum.

Mehmet Altıntaş

 

The following two tabs change content below.

Misafir Yazar

Latest posts by Misafir Yazar (see all)

Bir Cevap Yazın

Scroll Up