İçeriğe geç

Ercüment Bey İstiyor

              Atatürk edebiyatçılarla konuşmak istemiş ve onları Dolmabahçe Sarayına davet etmişti.Peyami Safa’da ünlü bir gazeteci ve yazar olarak davetlilerin arasındaydı.Atatürk bir ara Halid Fahri Ozansoy’a -Siz bize edebiyat nedir anlatınız,demiş. Halid Fahri Ozansoy’da kendince edebiyatın tanımını yapmıştır.Fakat sözünü bitirmeden Atatürk,Ozansoy’un sözünü kesti ve -Olmadı efendim olmadı! Ozansoy çok bozulmuştu fakat karşısındaki Atatürk olunca bir şey diyemedi ve ardından Atatürk’te kendince edebiyat tanımını yaptı. Konuşmanın ardından bir ses yükseldi. -Olmadı paşa hazretleri,olmadı. Bu Peyami Safa’dan başkası değildi ve ardından bir edebiyat tanımıda o yaptı. Atatürk bu tanımı beğenmişti ve Peyami Safa’ya teşekkür etti.

—————————————————————————————————-

Bir akşam,Nazım’la Ercümend Behzad’ın evine gidiyorduk.Eve yiyecek içecek götürmek gerekti.Bende bunları alabilecek kadar para bulunmadığını söyledim -Sen rahatına bak,ben meseleyi hallederim,dedi. Kendisinde para bulunduğu zannına kapıldım.Ercümend Behzad’ın oturduğu mahalleye geldiğimiz zaman; -Sen eve git,ben bir şeyler alıp gelirim,diyerek yanımdan ayrıldı. Ben eve vardım kapıyı çaldım.Ercümend kapıyı açtı.Nazım’la geleceğimizi bildiği için onu sordu.Bir şeyler almak için yanımdan ayrıldığını,hemen geleceğini söyledim.Biz onun önceden hazırladığı masanın başına geçip öteden beriden konuştuğumuz sırada kapı çalındı.Nazım paketlerle geldi.Bunların içindekiler tabaklara konuldu ve ortaya zengin bir çilingir sofrası çıktı.Büyük bir şişe rakı almayı da ihmal etmemişti.O akşam geç vakitlere kadar şiirler okundu.Gecenin ilerlemiş saatinde kaltık Ercümend’e veda edip çıktık.Nazım’a masrafa girdiğini,ertesi gün mutlaka payıma düşen parayı vereceğimi söyledim.Beni fazlasıyla saf bulmuş gibi yüzüme baktı.Sonra gülerek; -Ne masrafı? diye sordu Bir şeyler aldın ya yiyecek içecek… Bir kahkaha attı: -Ben onları Ercümend’in bakkalından aldım. -Para vermedin mi yani? -Ercümend Bey istiyor dedim.Bakkal da verdi.Hepsi bu kadar.

—————————————————————————————————-

Galatasaray’da bir lokantada oturuyordum.Sait Faik’in dalgın adımlarla lokantaya girdiğini gördüm ve ona seslendim.Masaya geldi biraz sohbet ettik ve derdini anlatmaya başladı: -İşsizim Peyami’ciğim.Hiç sorma canım müthiş sıkılıyor… İşsizliğin ne demek olduğunu iyi biliyordum. Şevkatle elini tuttum ve üzüntüyle: -Vah kardeşim,vah Sait’im.Vah! Sonra onu yatıştırmaya çalıştım: -Ama bu kadae üzülme Sait’im,elbette icabına bakarız.Üzülme Sait’im… Sait Faik’in bakışlarındaki mahzun ifade birden kayboldu: -Sen de bu kadar üzülme Peyami’ciğim.Üzülüyorum,sıkılıyorum dediysem,yokluktan zaruret içinde olmaktan değil. Sonra bana mal beyanında bulunur gibi sıralamaya başladı: -Benim Osmanbey’de bir apartmanım var.Karaköy’de annemle müşterek küçük bir hanımız var.Burgaz adasında da bir köşkümüz var. Hafifçe gülümesedim ve konuştum: -Sait’im,şimdi senden bana iş bulmanı istiyorum.Biraz evvel yanlışlık oldu.                              

Reklamlar
The following two tabs change content below.

www. uludag.university

Bir Cevap Yazın

Scroll Up