İçeriğe geç

Türk Şiirinin Rengi

iki liseli arkadaş, liseyi bitirdiklerinde yurt dışında eğitimlerine devam etmek üzere yıllardır harçlıklarını biriktirmişler. bu birikimlerini yıllarca her şeyden mahrum kalarak, fedakârlıklar göstererek yapmışlar. liseyi beraber bitirdiklerinde milli eğitim bakanını ziyarete gidip, yurtdışında okumaya gönderilmelerini talep etmişler. ancak, bakan gençlerden birini dışarı çıkartmış ve içerdekine, – seni gönderebilirim, ama arkadaşını gönderirsem dedikodu olur “oğlunu gönderdi derler” onun için onu gönderemem der. bu durum dışarıdaki öğrenciye de söylendiğinde, durumu algılamasının ardından arkadaşına, – madem öyle benim biriktirdiğim parayı da sen al, hiç olmazsa biriktirme amacımı kısmen gerçekleştireyim, der ve yıllardır fedakârlıklarla biriktirdiği tüm parayı arkadaşına verir. evet, bu milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel’dir. dedikodu olmasın diye göndermediği oğlu ise, bugünün ünlü şairi Can yücel dir.

—————————————————————————————————Bir başka akşam Ankara’da Mülkiyeliler Lokali’nde içmekteyiz gene Can Baba’yla. Masamız epeyce kalabalık. Ankaralı yazar dostlar da var. O gece masada Can Yücel’in kızkardeşi Canan hanım da var. Fakat Canan hanım Can Yücel’e oldukça uzak bir yere düşmüş vaziyette. Sohbete uzak kaldığı için masanın en uç köşesinden meraklı gözlerle Can Yücel’i izliyor. Can Baba, o boğuk ve genellikle ne dediği anlaşılmaz sesiyle sunturlu küfürler patlatıyor masada gene. Canan hanım bu konuşmalara uzak kaldığı için sonunda dayanamadı ve merak içersinde oturduğu yerden kalkıp Can Yücel’in yanına geldi. Kardeşinin sırtına elini koyup, ne dediğini duymak için eğildi… Kısa bir süre sonra eğildiği yerden hızlı bir şekilde doğrulan Canan hanımdan şu sözler duyuldu: “Amaaan bee Can!.. Gene mi küfrediyorsun yaaaa, ben de başka bir şeyler söylüyorsundur diye gelmiştim buraya kadar.

—————————————————————————————————-Can Yücel’in ne dediği pek anlaşılmazdı. O kendine has boğuk sesiyle, adeta yeleli bir aslan gibi gürleyerek konuşur ve ne dediğini kimse pek anlayamazdı! İşin şakası, belki de bu yüzden herkesten daha rahat küfür ederdi Can usta! Fakat onun 90’lı yıllardaki yayıncısı Mustafa Aksoy bir gün telefonda bana şu müjdeyi verdi: “Cihan, Can Baba’nın konuşmaları bundan sonra daha iyi anlaşılacak! Meğerse adamcağız yıllardır elmaya yakın büyüklükte bir kistle yaşıyormuş da haberi yokmuş, az önce Ankara’da bir ameliyatla o kisti aldırdık. Bundan sonra ne dediğini daha iyi anlarız!..” Can Baba’nın, konuşmasına bile etki eden bu kisti alındıktan sonra konuşmaları biraz daha anlaşılır oldu olmasına ama ettiği küfürlerde herhangi bir şey değişmedi. Hatta küfürler daha anlaşılır bir hale gelince de pek iyi olmadı. Süleyman Demirel kendisine ettiği bir küfür nedeniyle Can Baba’ya o vakitler dava bile açmıştı, anımsarsanız! Can Baba, Demirel’in kendisini affedeceği yolunda çıkan haberler üzerine “Alavara” adlı kitabında o vakitler “Özrü Kabahatinden Büyük” adlı şu şiiri yazmıştı: Ben kahraman değilim/ Demirel beni affedecekmişse/ Kolay gelsin! Benim endişem,/ Ya beni affetmeden önce/ Eceli gelip ölürse… Ama onu affetmeye benim/ Sıkletim yetmez/ Ne de cesedim..

The following two tabs change content below.

www. uludag.university

Bir Cevap Yazın

Scroll Up