İçeriğe geç

PİYANO

    Bulutların şarkısıydı bu. İnsanlık, güncel ekonomik ve siyasal sorunlar peşinde sürünürken, ince belli bir çay bardağının türküsünü duyuruyorduk sizlere. Pek alakasız olmakla beraber dünya da dönmekle meşguldü işte. Susmamız gereken konular vardı.

    Klasik ve estetik bir giriş yapılmalıydı. Elmas parıltılarının gün batımında ışık huzmelerini kırdığı bir gün başlamalıydı her şey.  (Kusursuz hissedilmeli fakat ona asla ulaşılamamalıydı.) Bu kez açılış pek ihtişamlı olmamıştı, üzerine düşünülmemiş bir beceriksizlik mevcuttu fakat son ana kadar her şey düzeltilebilirdi.(Çay tabakları, neden bardakları kadar değer görmezdi?) Önce insanın gözünü delip geçen bir ışık vurmalıydı,sahneye.(Bir yumruk gibi.. Kavgalar, sanki yaşadığını hatırlatıyordu insana.) Işık bir şekilde düzelirdi. Notaların üzerine çökerdi yağmur bulutları. Keşke derdiniz, keşke güneşi son bir kez daha görebilseydim.

    271172ea30b07af2d08e59ac21b9a767 (1)Kuru, mat ve tozlu bir dokusu vardı ahşabın. Beni mi beklemişti onca yıl. Oysa ben neleri hayal ederken, hayat beni yine buraya getirmişti. Kürkçü dükkanları hayvan severler tarafından kapatılmamış mıydı? Örtüyü açmadan önce oturmak eylemi düzenlenmeliydi. Fakat zarafet içinde bir akışa kapılmalıydı hepsi. Eğer küçücük kaba bir hareket olursa, eğer göze hoş olmayan bir şey dokunursa, daha sonra olacakların hiçbir anlamı kalmazdı. Sahnenin büyüsü, sabır isteyen bir yemekti.(Küçük masalları olmalıydı hayatın, insanı acı gerçeklere inandıran..)

   Herkes heyecanla beklerdi. Kapağın üzerinde bir el sağa ve sola gezinerek tozu dağıtırdı. (Toz olmasa da dağıtılırdı, paylaşmak bunu gerektirirdi.) Kapak hafifçe yuvasına çekilir ve tuşlar sırasıyla otururlardı yerlerine.İlk karşılaşma; sert ,parlak ve bembeyaz.. Göze batmazdı siyah, orada olması gerekiyorsa, olurdu; işi buydu. Dehşet kaplardı insanın içini, onların mükemmeliği karşısında ezilirdi de bir daha ayağa kalkamazdı ruhu. Sonra, belki bir anda (aslında tam da olması gereken anda) karşı gelirdi bir parmak bu direnişe. Artık sahne daha aydınlık, insanlar daha sessiz, düşünceler daha durgundu…

     Notalar konuşmaya başladığında hayatın her darbesi incecik parmaklardan inerdi parçalara, paramparçalara… Mesele güç değildi, mesele iki elin, onlarca parmağın ve yüzlerce kulağın hissedebilmesiydi. Mesele, sekiz oktavda sekiz dünya gezebilmekti. Son anına kadar her nefesi yaşamaktı.

   Son demek, veda demek, zor demekti; bırakıp gitmek… Bir parça bittiğinde, parantezlerin esir aldığı kelimeler notalarla buluştuğunda, parmaklar tuşlarla vedalaştığında; notaların direklerine kendini asarak son bulurdu her hayat. Bir gün her şeye yeniden başlayabilmek için…

Aslı TEKİN

The following two tabs change content below.

Aslı Tekin

Latest posts by Aslı Tekin (see all)

8 Yorumlar »

    • 0

      Yorumunuz ve birkaç satır üzerinden duygularımızı paylaşabilmiş olmamız beni gerçekten çok sevindirdi. Umarım piyanoya duyduğunuz saygı ve sevgi hiçbir zaman eksilmez .

    • 0

      Özdemir Asafta şöyle yazmış ;

      siyah beyaz tuşlarında piyanomun
      seni çalıyorum şimdi
      çaldıkça çoğalıyorsun odada
      sen arttıkça ben kayboluyorum

      seni doğuruyorum geceye
      adını koyuyorum aya bakarak
      her şey sen oluyor her yer sen
      ben ölüyorum

      sesini duyuyorum rüyalarımda
      gözlerimi kamaştırıyor ışığın
      rüzgar sen gibi dokunuyor bana
      ben doğuyorum

      duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
      dokunmuyorsun bana
      sen gibi bir şimşek çakıyor
      tam kalbime düşüyor yıldırımı
      ben gidiyorum

Bir Cevap Yazın

Scroll Up