İçeriğe geç

OĞUZ ATAY’IN TEHLİKELİ OYUNLAR ROMANI ÜZERİNE: TEHLİKELİ BİR OYUN MU BU OYNADIĞIMIZ

“Biliyorsun ki doktor, ben bütün hikayelerin başka türlü olmasını isterim aslında.”(Tehlikeli Oyunlar, s.333)

“Bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım, içi boş kelimeler uğruna. Kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden onlarla oynadım. Oyunları da kelimelerin içinde tutukladım.”( s.448)

Tehlikeli Oyunlar”ı araya pek çok kitabı da sığdırarak ve uzun bir ara vererek sonunda bitirdim.  Kitabı bitirip alıntılarımı gözden geçirip bir şeyler yazmak istediğimde A4 boyutunda yaklaşık yedi sayfalık bir alıntı biriktiğini fark ettim. Bir süredir okuduğum kitaplarda fark ettiğim bir husus var:  Bazı kitaplar öyle dolu ki elinizden gelse kitabın her sayfasından alıntı yapmak istiyorsunuz. Hatta bence bazı kitaplar öyküsünden çok cümleleri, dili ve üslubu için okunuyor. “Tehlikeli Oyunlar” da tıpkı Atay’ın diğer kitapları gibi –Bir Bilimadamının Romanı hariç- satır satır alıntılanabilecek dolulukta.

Peki bu kitap ne anlatıyor? Diye soracak olsak herhalde aşağı yukarı kitabı okuyan herkes “Hikmet Benol ismindeki bir adamın hayatından kesitler” cümlesinde hemfikir olacaktır. Kitapta Hikmet’in evliliğinden, karısı Sevgi’den, sevgilisi Bilge’den, komşularından, arkadaşlarından kısacası bir bireyin sıradan günlük yaşamından bahsediliyor. Peki Hikmet Benol mühim bir adam mıdır? Cevabımız kocaman bir “hayır” olacak. Peki Oğuz Atay nasıl oluyor da sıradan bir adamdan 476 sayfalık hacimli bir roman çıkartabiliyor. Üstelik bu roman hemen her satırıyla dolu dolu ve her satırıyla okunmaya değer oluyor. O da Oğuz Atay farkı diyebiliriz. Oğuz Atay’ın ironik dili kitabın her satırına sinmiş durumda. Zaman zaman kendine göndermeler yapıyor ki bence bu göndermelerden en güzeli şu satırlar:

“Beni okumayı sakın ihmal etmeyin, bütün kitapçılarda bulunuyorum, bu herif de ne konuştu -deli midir nedir- böylesini de hiç görmemiştim şekerim adam bir türlü susmak bilmiyor demeyin arkamdan olur mu?”(s.319)

beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım…” (s.318)

Hayır albayım düşündüğünüz gibi olmadı, öyle şeyler kitaplarda olur, ya da başkalarının başına gelir.” (s.85)

Oğuz Atay’ın sağlığında kıymetinin pek bilinmediğini, “Korkuyu Beklerken” adlı hikaye kitabının son hikayesinde  “Ben buradayım sevgili okuyucum sen neredesin acaba?”(s.196) cümlesiyle okuyucusuna seslendiğini düşündüğümüzde bu satırlar daha da anlam kazanıyor. Zira her yazar okunmak ister. Bu bağlamda Oktay Akbal’ın 1977 yılında yaptığı şu değerlendirmeler Oğuz Atay’ı anlamak için okur olarak üstümüze düşenleri de ifade ediyor:

“Kolay okumalar, hızlı sevgiler, beğeniler, alışkanlıklardan koptuğumuz, kopabildiğimiz, rahat ve geniş zamanlarımızı güç bir kitabı çözmeye, sevmeye, ondan bir şeyler almaya, öğrenmeye ayırabildiğimiz bir gün Atay’ın romanlarını çok seveceğiz. Onlarla çağımız insanının, daha doğrusu büyük kentte yetişmiş kentsoylu bir aydının tüm duyarlığı, iç muhasebesi, kendi kendisiyle tartışması, kendini eleştirmesi, çok değişik bir güldürü havasıyla bizlere ulaştırması, sunması var…”(Cumhuriyet, 19 Aralık 1977)

Kitaba inceleme yazmak için alıntılarımı gözden geçirdiğimde oyun kelimesinin hem benim alıntılarımda hem de kitabın genelinde bir leit motif şeklinde sıklıkla tekrar edildiğini fark ediyorum. İşte içinde oyun geçen alıntılardan birkaçı:

Yarın için senden iyi oyunlar yazmanı, yazdığın gibi, içinden geldiği gibi oynamanı bekliyoruz.” (s.56)

“Birlikte oynuyoruz. Bu arada anılarımla da oynamama izin verir misiniz albayım? Oyunlar yazmayacak mıydık albayım? Aklıma takılan anılardan kurtulmama yardım etmeyecek miydiniz?” (s.45)

“Ben de bir zamanlar başını hatırlayıp sonunu unuttuğum, bazı cümlelerini aklımda tuttuğum bir ya da birkaç oyunda, küçük rolleri oldukça başarısız yorumlamıştım; seyircinin baskısı yüzünden, rolümü değil kendimi hissetmiştim.” (s.60)

“Oysa ben bütün cümlelerin baş tarafını kaçırdığımı çok iyi biliyordum; oyuna geliyordum.” (s.62)

Kimse rolünü ezberlememiş. Bu ne biçim tiyatro? (s.459)

“Oyuna gelmemeliydim bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim(…)Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum. “(s.63)

“Zaten biz her zaman alkışlarız. Beğensek de beğenmesek de, oyumuzu versek de, vermesek de, her şeyi oyun sandığımız için durmadan ellerimizi çırparız.” (s.147)

“Bununla birlikte albayım, her şeye rağmen albayım, ne pahasına olursa olsun albayım ıstıraplarımla birlikte gömülmeğe razı olamadığım için, her insanın yaptığı gibi çocuk şeklinde, oyun şeklinde, yazı şeklinde, itiraf şeklinde, suç şeklinde, oyun şeklinde kendimden geriye bir şeyler bırakmaktan kaçınamayacağım için bu sözlere boyun eğiyorum. (s.331)

“Bu düzmece oyun sona ermeli. Kendi benliğimizi bulmalıyız. Yalvarıp yakarmaktan vazgeçmeliyiz. Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız. Gerçekleri rüya yapmalıyız.”

“Her şeyi unutmayalım. Yağmurun dinmesini beklediğimizi unutmayalım. Hayatın bir oyun olduğunu unutmayalım. En büyük hazinemizin aklımız olduğunu unutmayalım. Aklımızı korursak bütün oyunları istediğimiz gibi oynayabileceğimizi unutmayalım.” (s. 398)

Alıntıları ve kitabın tamamını düşündüğümüzde Oğuz Atay’ın genelde aydın insanın yalnızlaşmasını bireysel sorunlar içinde boğulmasını hayata tutunma çabalarını anlattığını söylemek mümkün. Özelde ise Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalmış arafta bir Türk aydını anlatılıyor. Hikmet Benol bireysel anlamda aykırı bir karakter belki ama Oğuz Atay onunla; bir taraftan da modernite mağduru Türk aydınının arada kalmışlığını, yalnızlığını çeşitli oyalanma vasıtaları bularak dindirmeye çalışmasını –kadınlar, oyunlar, arkadaşlar, içki vs.-  ama son kertede kendi kendisine yenik düşmesini anlatıyor. Hikmet Benol  diğer taraftan Siz ona bakmayın; hiçbir işte tutunamamıştır.” (s. 429)cümlesinde ifade edildiği gibi bir tutunamayan aslında.

Kitapta tersten bir isim sembolizasyonu yapıldığı da görülüyor. Hikmet, isminin aksine kendine bile faydası olmayan bir adam. Karısı Sevgi’de sevgiyi değil sevgisizliği buluyor. Bilge de romanın pek çok böümünde de geçtiği gibi felsefe okumuş olmasına rağmen Bilgelikten pek nasibini almamış. Yine Hikmet’in soyadının “Benol” olması da manidar. Yazar sanki ona bu soyadını vererek “şahsiyetini bulması gerektiğini, benliğine sahip çıkmasını, toplumun kendisi için biçtiği değer yargılarını bırakıp kendisi olması gerektiğini” öğütlüyor. “Kendimize acıyacağımıza kendimizi tanıyalım albayım.” (s. 412) cümlesi de bu tespiti doğrular nitelikte.

Tehlikeli Oyunlar gerek altı çizilesi cümleleriyle, gerekse asırlık yaralarımıza yaptığı nazik, ironik tespitlerle okunası bir kitap. Hayatı bir oyun olarak görmek yaraları hafifletir mi derseniz Oğuz Atay bu sorunun cevabını Hikmet Benol üzerinden vermiş zaten. Sürprizi bozmamak adına bu sorunun cevabını kitaba bırakıp herkese oyunla gerçeği dozunda yaşadığımız, hakiki manada dolduğumuz ve doyduğumuz yaşanılası hayatlar temenni ediyorum. İyi okumalar…

ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIM

“Gerçek biri olmak istiyorum senin için. Yaşadığımı anlamanı, odada dolaştığım sırada beni görmeni, birtakım dertlerim olabileceğini hissetmeni istiyorum. Oysa sen, yalnız kendi kafandakilerle ilgilisin. Beni görmüyorsun.”(s. 455)

“Seni görmeyi ne kadar istediğimi biliyorsun. ‘Bilmiyorum’ dedi Bilge. ‘Hiçbir şey bilmiyorum. Buraya da zaten korkarak geldim.”(s.450)

“İnsan bir kadını severse, ona her şeyi sorar ya, neyse.” (s.322)

“Allah kahretsin! Bütün söylediklerini anlıyorum.” (s.13)

“Oysa, kitaplardan söz ederken sesin ne kadar farklıydı.” (s.15)

“Günün birinde istediğin gibi birini bulacaksın’, dedi Bilge. ‘Seni anlayacak ve durmadan hak verecek sana.’ ‘Evet durmadan başını sallayacak bana. Hiç sormayacak.”(s.454)

“Ben bir aydır prova yapıyorum; gene de seni görünce ne yapacağımı şaşırdım. Sen, nasıl oluyor da hep aslına sadık kalabiliyorsun? Neden hiç şaşırmıyorsun? Sen her zaman Bilge gibi davranmayı biliyorsun.”(s.451)

“Beni yalnız bıraktılar albayım.” (s. 446)

“Her şeyi unutmayalım. Yağmurun dinmesini beklediğimizi unutmayalım. Hayatın bir oyun olduğunu unutmayalım. En büyük hazinemizin aklımız olduğunu unutmayalım. Aklımızı korursak bütün oyunları istediğimiz gibi oynayabileceğimizi unutmayalım.” (s. 398)

Kadınlar:)
“Duygusal ve akıllı ve güzel ve hiçbir şekilde karşı çıkılamayacak derinlik ve sezgilerle donatılmış kadınlar, benim gibi dikenli ve garip renkli bir çiçeği yakalarına takarak dolaşmasalar da, beni uzaktan seyrederek gelişeceklerdir.”(s. 349)

Ne yapalım:)
“Ne yapayım? Beni olduğum gibi kabul ediyor. Sen, yalnız iyi programlarımı dinlemek istedin. Alaturka çaldığım zaman düğmemi kapatmak istedin.” (s. 386)

Gidecek başka ülke yok!

“Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik.” (s. 384)

“Sizin gerçek olmadığınıza çok sevindim. Çünkü artık sizden hiçbir şey gizlemek zorunda değilim.” (s.352)

Genel af:))
“Ah, ne olurdu bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım! Seni bütün kötülüklerinle birlikte seviyoruz, diyorlar ya, ondan istemiyorum işte. Sevseler de neden hiç unutamıyorlar? Genel af ne zaman çıkacak albayım?”( s.356)

Düşün düşün…
“Düşüncelerimin acısına bazen ben de dayanamıyorum doktor. Öyle yoğun geliyorlar ki, bir aralık durmazsam, bu şiddete katlanamam.” (s.338)

Boş:))
“Ben bugüne kadar hiçbir ıstırabımı bilinçaltına itmeyi başaramadım. Bu yüzden çok boş kaldı orası.” (s.332)

Kalıcı olma arzusu…
“Bununla birlikte albayım, her şeye rağmen albayım, ne pahasına olursa olsun albayım ıstıraplarımla birlikte gömülmeğe razı olamadığım için, her insanın yaptığı gibi çocuk şeklinde, oyun şeklinde, yazı şeklinde, itiraf şeklinde, suç şeklinde, oyun şeklinde kendimden geriye bir şeyler bırakmaktan kaçınamayacağım için bu sözlere boyun eğiyorum. Dünyaya yeni bir örnek getirmek istediğim halde, tek başıma bunu başaramadığım için, insanları peşimden sürüklemeğe çalışacağım. Yalnız idam edilmeden önce bir sigara yakmak istiyorum.” (s.331)

Yarım kaldım:(
“beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım…” (s.318)

Yalnızlığın matematikçe açıklaması:))
“Bütün bilimlerin anası matematik de böyle buyurmamış mıydı: Üçle beş değil x ve y ile çözüme gidilebilirdi ancak. Ve x ya da y değilseniz kimse yanınıza uğramazdı.” (s. 199)

Ruhumu okuyor:))
“Ruhumu okuyor albayım. Yüz kırk ikinci sayfaya kadar geldi. Yalnız hafızası zayıf olduğu için, baş tarafını unuttu.” (s.300)

İnsanlığı öldürdüm:)
“Kavga ettik, kapıyı vurup çıktım. Ondan sonra yazdım İnsanlığın Ölümü’nü filan. Bilge’ye kızdığım için insanlığı öldürdüm…Aslında, Bilge’nin insanlığı öldü, demek istedim. Edebiyatı kendi kirli emellerime alet ettim.” (s.276)

Beni nasıl anlayacaklar:))
“Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar?” (s.259)

Kendini bilmek:)

“Hiçbir işe yaramam ben. Bunun için de sağ kalmama müsaade ediliyor herhalde. Ben işe yaramasını bilmem. Ben, insanın karşısında oturmasını bilirim; bazen, anlayışlı bir görünüşle susmasını bilirim; bir şeyler yapmak gerektiğini hissettiğim zamanlar da, bir şeyler yapıyormuş gibi yapmasını bilirim; mevzu ne olursa olsun sonunda, kendimden bahsetmeden kendimi methetmesini bilirim; iyi ve güzel insanlar, kendileri ve başkaları için hayatın bir manası olan insanlar ölürken, sağ kalmasını bilirim ve bütün bunları başkalarından biraz daha iyi ifade etmesini bilirim, şimdi yaptığım gibi.”

 

Büyük yanılgı!!
“Her biri kendi kafalarındaki dünyayı yaşadığı halde, hep birlikte oldukları için, aynı nedenle duygulandıklarını, aynı şeye güldüklerini sanıyorlardı.”(s.196)

İşi zor:))
“Sevgi’nin beklediği uzun boylu prensin işi oldukça zordu; ona dünyanın bütün nimetlerini, bütün insanlardan kaçırarak vermek zorundaydı. ”

Her daim tam kadro:))
“Zamanından önce öksüz kalmanın da, boşanmak ve evini terk etmek ve başka birine âşık olmak gibi yersiz bir durum olduğu belliydi. Toplum içinde bir yer alabilmek için, her zaman tam kadro ile bulunmak gerekiyordu: anne, baba hatta kardeşler ve hatta minimum sayıda akrabalar.”(s.204)

Kadının direnişi!
“Bu zayıf, bu soluk, bu yerinden kalkacak hâli olmayan, bu Fransızca roman okumaktan başka bir şey bilmeyen kadın, nasıl olur da bu kadar direnebilirdi? Bu kuvveti nasıl bulabilirdi? Süleyman Turgut Bey o anda karısından ve onunla birlikte bütün kadınlardan, erkeğe zayıflığını hissettiren bütün budala ve inatçı kadınlardan, yani bütün kadınlardan, hepsinden, hepsinden nefret etti.” (s.180)

Durmadan eksilmek:(
“Ağzının, güzel dudaklarının kenarında bir gülümseme yaratmak için, ne uzun yollardan geçiyorsun. Kendinden veriyorsun ve durmadan eksiliyorsun.” (s.158)

Kitaplardan anlamıyor:))
“Galiba Sevgi’yi biraz küçümseyerek anlatmıştım… Sevgi diye bir kızla tanıştım, biraz aptal ya da kitaplardan anlamıyor.” (s.142)

Öyle mi acaba???
“Ah siz kadınlar! Düşünceleriniz her zaman yarım yamalaktır.” (s.140)

Alkış!!!
“Zaten biz her zaman alkışlarız. Beğensek de beğenmesek de, oyumuzu versek de, vermesek de, her şeyi oyun sandığımız için durmadan ellerimizi çırparız.” (s.147)

Sen anlamazsın…
“İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmaya devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için, insanın bazı eksik yönleri olmalı.”(s.140)

“Çiçekle birlikte bu kadınlar bana pahalıya geliyor.”(s.135)

“Çünkü kadınlar uzun süre oyunlarla oyalanamazlar, çünkü gerçekçidirler.” (s.149)

“İşi öylesine şakaya getiririm ki gerçeğin anlamı kalmaz.”(s. 135)

“İkimiz de yere bakıp susmaya başladık mı tamamdır.” (s.135)

“Zaten kitap okuyacak gücü kalmamıştı. Oysa bu eve, bütün çeyizi teşkil eden üç yüz on dört kitapla gelmişti.”(s.117)

“Acele iki kişilik bir ülke kuruldu. Ülkemizin sorunlarına, mavi yollu perdelerimizi kapadık.” (s.117)

Yaşamak:))
“Pek yaşıyorum sayılmaz. ‘Yaşamak’ sözüyle ‘geçinmek” ya da ‘çalışmak’ gibi uzak meseleleri soruyorsan cevabı kolay: Çalışmıyorum ve ufak bir gelirle yaşıyorum. Babamdan kalan iki parça şeyi sattım. Öyle derler ya. Gerçekten iki parçaydı. Çalışkan bir arkadaşım da bu parayı çalıştırıyor. Para, sabahtan akşama kadar koşup duruyor ve ben gecekonduda, aynı süre içinde sırtüstü yatarak kadınlara çiçek almayı hayal ediyorum.”(s.138)

Konuşmamak

Konuşmamak ne iyi, bir bilsen. İnsan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. Fakat kelimeler insana ihanet ediyor. İnsan kendine ihanet ediyor. Kendinden nefret ediyor.

“Kimseden karşılık beklemiyorum. Ben monologdan yanayım. Sevgisiz acımaya karşıyım.

3.Tekil Şahıs:))

“Ben, üçüncü tekil şahısım. Ben bir yerde olsam bile benden öyle bahsederler.”(s.86)

Demek onu seviyorum
“kendimle konuşurken bile onun hoşuna gitmeye çalışıyordum, ara sıra ellerimin bulaşığıyla gidip onun uyuyuşunu seyrediyordum, demek onu seviyordum, demek onu seviyorum diyordum kendi kendime.”(s.81)

“Siz de bir işe yaramadığı halde durmadan okuyorsunuz…”(s.74)

Beklenen…
“Beklenen geç geliyor, geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor.” (s.73)

Değil mi efendim:))
“Duygulu bir kadın eli, nasıl mucizeler yaratır değil mi efendim?”(s.72)

Uğraştıkça:))
“Ben de kendimi hoşgörüyle karşılamak istiyorum albayım. Uğraştıkça daha derin bir bataklığa gömüldüğümü hissediyorum.”(s.68)

Ruhumuzun aynası:))
“Mektubumuz, karışık olmakla birlikte ruhumuzun aynasıdır. Derlenip toparlanması, içimizin derlenip toparlanmasına bağlıdır. Biraz daha zamana ihtiyacımız vardır. Acele edelim beyler!” (s.64)

Oynadıkları oyunu anlamıyorlar!!!
“Oyuna gelmemeliydim bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim(…)Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak istiyorlardı; en çok buna kızıyordum. “(s.63)

Oyuna geliyordum:))
“Oysa ben bütün cümlelerin baş tarafını kaçırdığımı çok iyi biliyordum; oyuna geliyordum.” (s.62)

Yerinde olsam:))
” Ben seyircilerin yerinde olsam anlatılanlara dünyada inanmazdım. Sandalyenin üzerine eski bir gazete kağıdı koyup üstüne çıkarak kendi gözlerimle görürdüm.” (s.62)

“Kişiliği korumak için bazen yaşamamak gerekiyor.”(s.68)

Bir mektupta iki kalbi birden çarptırmak:))
“Hâlihazırda, şahsen durumumu arz edebileceğim bir makamın tedârikinin imkansız olmasına binaen, bir taşla iki kuş vurmamıza, bir mektupta iki kalbi birden çarptırmamıza müsaadelerinizi rica ederiz. Saygılarımızla” (s.45)

Seyircinin baskısı:))
“Ben de bir zamanlar başını hatırlayıp sonunu unuttuğum, bazı cümlelerini aklımda tuttuğum bir ya da birkaç oyunda, küçük rolleri oldukça başarısız yorumlamıştım; seyircinin baskısı yüzünden, rolümü değil kendimi hissetmiştim.” (s.60)

Bıkkınlık!!!
“Hikmet ağabeyine göre, insan kendini anlatmaktan bıkıyormuş. Şimdi sana bizi anlatacak.” (s.56)

Ağlarsınız:)

“Olmuş ve olacak bütün olaylara ağlarsınız zaten.”(s.43)

 

Aykırı deli:))
“Yürüyüşü hiçbir askeri adıma uygun değildi albayım; iç hizmet talimatnamesine aykırı bir deliydi…

Fakat o hiçbir komuta uymuyordu albayım.” (s.37)

Neden
“Neden beni görünce gülüyor? İnsanlardaki zavallılığı, önce çocuklar seziyor galiba. Delileri de önce onlar kovalar.” (s.35)

Artık ne olacaksa olsun!!
“Bütün hayatımı en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun.” (s.23)

Ne yapalım:))
“Ne yapalm kadınlarla birlikte yürütemedik hayallerimizi.” (s.23)

Hicran oldu!!
“Söyle evladım, diye teselli ederdi annem beni. Söyle de içine hicran olmasın. Hicran oldu anne.” (s.25)

Yalnızlığın dini:))
“Sabahları, kimseyi uyandırmadan sessizce yola koyulurdum; gezici din adamları gibi. Yalnızlığın dinini yayıyordum.” (s.24)

Birdenbire:))
“Oysa bana birdenbire işte evlendin ya, hayatını kazanıyorsun ya, o halde hayata atıldın, dediler. (Tam atıldığım sırada söyleselerdi ya.) (s.33)

“Bense çok ileri gitmiştim albayım. Evlenmeğe karar vermiştim.” (s.26)

“Ben böyleyimdir albayım: önce akıl almaz bir tutukluk gelir üstüme; daha yaşamadan büyük bir yorgunluk çöker(…)Dayanmalısın Hikmet, diye direnmişti içinden. Sen damatsın! Damat! Gelin var, kaynana var, sahte ya da gerçek baldızlar var.” (s.30)

Uzak kötülükler:))
“Sesinizi bastırmak için, burnumun dibindeki kötülüğünüzü yok etmek için, uzak kötülükler düşüneceğim.”(s.17)

 

Reklamlar
The following two tabs change content below.

hercaiokumalar

Kitap gezgini, kitapları sığınak bilmiş bir firarî, hayat acıttığında, yalnız kaldığında, susmak ve durulmak istediğinde kitaplara yaslanmış bir kitapperest...

Bir Cevap Yazın

Scroll Up