İçeriğe geç

ALBERT CAMUS VE SİSİFOS SÖYLENİ

Tanrılar Sisifos’u bir kayayı durmamacasına bir dağın tepesine kadar yuvarlayıp çıkarmaya mahkum etmişlerdi; Sisifos kayayı tepeye kadar getirecek, kaya tepeye gelince kendi ağırlığıyla yeniden aşağı düşecekti hep. Yararsız ve umutsuz çabadan daha korkunç bir ceza olmadığını düşünmüşlerdi, o kadar da haksız sayılmazlardı.(…)
Tanrıları hor görmesi, ölüme kin duyması, yaşam tutkusu, tüm varlığı hiçbir şeyi bitirmemeye yönelttiği bu anlatılmaz işkenceye malolur. Yeryüzünün tutkuları için ödenmesi gereken ücrettir bu.(…)
Bu söylen trajikse, kahraman bilinçli olduğu içindir. Gerçekten de, her adımda başarma umuduyla desteklenseydi, neden kederli olacaktı?“(s.138)

Albert Camus’nün Sisifos Söyleni adlı kitabı, “Uyumsuz Bir Uslamlama”, “Uyumsuz İnsan”, “Uyumsuz Yaratım” ve “Sisifos Söyleni” başlıklı felsefi denemelerden oluşuyor. Camus bu kitabında, bilhassa kitaba ismini veren “Sisifos Söyleni” başlıklı denemeyle varoluşçu felsefeye bakış açısını da ortaya koyuyor.

Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenir ve tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Camus, Sisifos efsanesinden yola çıkarak insanın dünyadaki varlığına dair önemli tespitlerde bulunuyor. Camus’ye göre Sisifos’un sessiz sevinci, yazgısının kendi elinde olmasıdır. Kayası kendi nesnesidir. İşte uyumsuz insan da -Camus bu sıfatı; evrenin mantığa aykırılığına gören, tutarsızlığını anlamış, her şeyi olduğu gibi kabul eden bilinçli insan anlamında kullanır- tıpkı Sisifos gibi sıkıntısı üzerinde gözlem yapmaya başladığı zaman, tüm putları susturur. Uyumsuz insan, evrene her şeyiyle evet demiştir ve bu noktadan itibaren tıpkı Sisifos gibi çabası hiç dinmeyecektir. Ve Camus Sisifos Söyleni başlıklı büyüleyici, şiirsel, felsefi denemesini şu vurucu cümlelerle bitirir:

Sisifos’u dağın eteğinde bırakıyorum! Kişi yükünü eninde sonunda bulur. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün bağlılığı öğretir. O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. Bundan böyle, efendisiz olan bu evren ona ne kısır görünür ne de değersiz. Bu taşın ufacık parçalarının her biri, bu karanlık dağın her madensel parıltısı, tek başına bir dünya oluşturur. Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos’u mutlu olarak tasarlamak gerekir.

Camus’nün görüşleri bana, Sartre’ın Varoluşçuluk felsefesinin savunmasını yaptığı “Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır” adlı o ünlü, uzun felsefi denemesini de hatırlatıyor. Oradan yaptığım bazı alıntılar aslında iki düşünürün ne kadar paralel düşündüklerini ortaya koyar nitelikte. Alıntıları yapıyor ve yorumu okuyuculara bırakıyorum…

Kişi, bu tek başına bırakılmışlık içinde, kararını ancak kendisi verecektir. ‘İnsancılık’ diyoruz çünkü kişiye bununla, kendi içine kapanarak ve başkalarından koparak değil; ancak kendi dışında bir amaca yönelerek varlığını gerçekleştireceğini göstermiş oluyoruz. Ona gösteriyoruz ki: Ancak kurtuluş ya da bu iş için çalışmakla, yani eylemle kendini insancıl bir varlık halinde kuracaktır.” (Varoluşçuluk, s. 74)

Eylemsizlik, yangeldimcilik, ‘Ben yapmazsam, elbet bir yapan çıkar!’ Benim yapmadığımı başkaları yapabilir!’ diyen kimselerin davranışıdır. Size anlattığım ögreti (varoluşçuluk) ise tam tersidir bunun: Çünkü o, ‘Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır,’ der. Hatta daha da ileri gider: “İnsan kendi tasarısından başka bir şey degildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!”diye ekler.“(Varoluşçuluk, s. 55)

İnsan kendi dışında vardır, kendi dışına çıkarak var olur. Yani ancak dışa atılarak, dışta kendini yitiretek varlaşır; aşkın (transcendant) amaçları kovalayarak var olabilir. Bu yönden alınırsa, insan ilerleyiştir, aşıştır, oluştur; ilerlemenin, aşmanın göbeğindedir. Nesneleri dahi bu ilerleyişe, bu oluşa göre yakalar. Demek ki insancıl bir evrenden, insancıl öznellik evreninden başka evren yoktur.” (Varoluşçuluk, s. 73)

Yazımı, Sartre’ın insanın kendini keşfedebilmesi için anahtar niteliği taşıyan şu vurucu cümleleriyle bitirmek istiyorum:

Özgürsünüz, onun için kendiniz seçin, yolunuzu kendiniz bulun! Hiçbir genel ahlak size yapacağınız şeyi söyleyemez. Buna ancak siz karar vereceksiniz.” (Varoluşçuluk, s. 51)

Küçük bir not: Elimdeki kitap Can Yayınları’nın Tahsin Yücel çevirisi. Tahsin Yücel, çevirmenlik kariyeriyle  göz dolduran, ödülleri olan bir çevirmen, fakat ben Sisifos Söyleni’ni okurken çok zorlandım. Kabul ediyorum felsefi bir metni çevirmek güçtür ve bu güçlüğü kısmen anlayabiliyorum ama kitap zaman zaman kullandığı kelimelerle tamamen anlaşılmaz hale geliyor. Can Yayınları’nın bu kitabı yeniden yayına hazırlaması gerektiğini düşünüyorum. Zira hem bilgilendirici hem de zihin doyurucu bu kitabı okumak -çevirinin anlaşılmazlığı sebebiyle- zaman zaman işkenceye dönüşebiliyor. Bizden söylemesi😊

ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIM

“Ruhum, ölümsüz yaşamın ardından koşma, olanaklar alanını tüketmeye bak.” PİNDAROS

“Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.”(s.21)

“Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır. Bu başlangıçlarda toplumun fazla bir etkisi yoktur. Kurt insanın yüreğindedır. Yürekte aramak gerekir onu.”(s.23)

“Açıklanabilen bir dünya bildik bir dünyadır. Buna karşılık, birdenbire düşlerden, ışıklardan yoksun kalmış bir dünyada insan kendini yabancı bulur. Yitirilmiş bir yurdun anısından ya da adanmış bir toprağın umudundan yoksun olduğu için, bu sürgünlük çaresizdir. İnsanla yaşamı, oyuncuyla dekoru arasındaki bu kopma, uyumsuzluk duygusunun ta kendisidir.”(s. 24)

“Schopenhauer’in çok zengin bir sofra başında intiharı övdüğünü sık sık anlatıp gülerler. Şakaya alınacak hiçbir şey yok bunda. Acıklıyı ciddiye almamak o kadar da ağır bir şey değil ama bu tutumu benimseyen kişi hakkındaki yargıyı eninde sonunda tutumun kendisi verir.” (s.25)

“Mantıklı olmak her zaman kolaydır. Sonuna kadar mantıklı olmaksa, neredeyse olanaksız bir şey.”(s.27)

“Kimi durumlada neler düşündüğü konusunda bir soruya kişinin ‘hiç’ yanıtını vermesi bir yapmacık olabilir. Ama bu yanıt içtense, boşluğun çok şey anlattığı, günlük devinimler zincirinin koptuğu, yüreğin kendisini yeniden düğümleyecek halkayı arayıp da bir türlü bulamadığı şu garip tinsel durumu belirtiyorsa, o zaman uyumsuzluğun ilk belirtisi gibidir.” (s.31)

“Bıkkınlık, makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır gerisine yol açar. Tek başına ele alınınca bıkkınlıkta tiksindirici bir şey vardır. Burada, iyi bir şey olduğu sonucunu çıkarmam gerekiyor. Çünkü her şey bilinçle başlar, her şey ancak onunla bir değer taşıyabilir. “(s.31)

“Geleceğe dayanarak yaşarız: “yarın”, “ileride”,”iyi bir işim olunca”, “yaşlandıkça anlarsın”. (s.32)

“İnsan düşüncesinin bir anlam taşıyabilecek biricik tarihini yazmak gerekseydi, yapılacak şey birbirini kovalayan pişmanlıklarının ve güçsüzlüklerinin tarihini yazmak olurdu.”(s.36)

“Benim olan bu yürek bile hep tanımlanmaz kalacak benim için. Varoluşum konusunda vardığım bu kesinlikle, bu güven vermeye çalıştığım öz arasındaki çukur hiçbir zaman dolmayacak. Kendi kendime yabancı kalacağım hep.”(s.37)

Dönüp dolaşıp şiire geliyorsak bunca çabaya ne gerek vardı:))
“Ama siz bana elektronların bir çekirdek çevresinde toplandıkları görünmez bir gezegenler takımından söz ediyorsunuz. Bu dünyayı bana bir imgeyle açıklıyorsunuz. O zaman dönüp dolaşıp şiire geldiğinizi anlıyorum; hiçbir zaman bilemeyeceğim. Buna kızmaya zamanım mı var? Şimdiden kuram değiştirdiniz. Böylece bana her şeyi öğretmesi gereken bu bilim varsayımda sona eriyor, bu açıklık eğretilemeye gömülüyor, bu kararsızlık sanat yapıtında eriyip gidiyor. Bunca çabaya ne gerek vardı?”(s.37)

“Kederlilerin kederli olmaları için iki neden vardır: ya bilmezler, ya da umut ederler.”

“Tek çıkar yol, insan yargısı için bir çıkış yolu bulunmayan yerdedir.”(s.50)

Ne kadar anlamsız o kadar iyi!!
“Bundan önce sorun yaşamın yaşamak için bir anlamı bulunması gerekip gerekmediğiydi. Burada, tersine, yaşam anlamdan ne kadar yoksun olursa o kadar iyi yaşanacağı çıkıyor ortaya.”(s.67)

“Bana her şeyi açıklayan öğretilerin aynı zamanda beni zayıflatmalarının nedenini şimdi anlıyorum. Kendi yaşamımın ağırlığından kurtarıyorlar beni, oysa onu yalnız başıma taşımam gerek.”(s.69)

Dostoyevski /Cinler
“Stavrogin inanırsa, inandığına inanmaz. İnanmazsa, inanmadığına inanmaz.”(s.79)

Biricik yanılgımız:)
“Bizi bazı varlıklara bağlayan şeye aşk dememiz, kitapların ve söylencelerin kafamıza soktuğu ortak bir görüşe dayanmamızdandır ancak.”(s.89)

“Bir gün gelir, ya gözlemi ya eylemi seçmek gerekir. İnsan olmak derler bunun adına. Bu parçalanışlar korkunçtur. Ama gururlu bir yürek için iki şeyin ortası olamaz.”(s.102)

“Sanat ve yalnız sanat; gerçeğin elinden ölmemizi önleyecek bir şey varsa, o da sanattır.”
Nietzsche (s.111)


Reklamlar

Bir Cevap Yazın