İçeriğe geç

HAYATIN ŞİİRİNİ KEŞFEDEN BİLGE: OBLOMOV

-İlya sen bir şairmişsin meğerse! -Evet, hayat
konusunda şairim, çünkü hayat bir şiirdir.
Onu insanlar berbat ediyor.(Oblomov, s.189)

İvan Gonçarov’un Oblomov adlı hacimli romanını henüz bitirdim. Dünya edebiyat literatürüne “Oblomovluk” kavramını hediye eden bu roman, mutlaka okuma listemizde yer almalı. Son zamanlarda hep postmodern romanlar okuduktan sonra Oblomov’u okuyunca, yazarın hemen her şeyi okuyucunun gözüne sokarcasına detaylıca tasvir etmesi benim açımdan kısmen rahatsız edici olsa da Oblomov; akıcı, sürükleyici hatta eğlenceli bir roman. Oblomov karakteri, onca tembelliğine ve sinir bozuculuğuna rağmen aslında hepimizin içinde taşıdığı o tembel ve üşengeç yanımıza göndermede bulunduğu için de bir o kadar sevimli. Gonçarov, bu romanı çok kısa bir sürede yazmış belli ki Oblomovluk etmemiş:) Kitapla ilgili yapılan yorumlara bakıldığında, Oblomov’un Rus toplumunu hatta doğu toplumlarını, Oblomov’un arkadaşı Ştoltz’un ise Avrupa’yı temsil ettiği yolunda çıkarımlar yapıldığını görmekteyiz. Ben tüm bu yorumları bir kenara bırakarak Oblomov’un bende uyandırdıklarını paylaşmak istiyorum:

Öncelikle Oblomov çok iyi yürekli bir kahraman ve Gonçarov kahramanını çok seviyor, bunu romanın her satırında hissediyorsunuz. Oblomov çok iyi bir dost, vefalı bir aşık, kendisine kötülük edenlere dahi insanca davranma erdemliliğinde olan bir insan, herkesin hayatın koşuşturmacası içinde fark edemediği gerçekleri yattığı yerden fark eden bir filozof. Fakat bir kusuru var ki bu kusur onun hayatının heba olup gitmesine neden oluyor. Oblomov, her şeyi erteleme hastalığından muzdarip. Devamlı planlar yapıp bu planların hiçbirini uygulamaması, daha dolayı iradesizlikten dolayı uygulayamaması sonucunda yaşadığı hayat onu hızla tüketiyor.  Daha doğrusu yazar bizim buna inanmamızı istiyor. Yazara göre Oblomov böyle bir hayatı seçmekle yanlış yapıyor, zira yazarın idealindeki kahramanı Stoltz. Peki gerçekten yaşadığımız hayat içinde yaptığımız tercihler yüzünden yargılanmalı mıyız? Eğer sonuçlarına katlanmayı göze almışsak cevabım “hayır” olacak. Yazar ise kahramanını sürekli yargılıyor. Stoltz, sürekli hareket halinde, her şeyin en idealini o hak ediyor, hatta Oblomov’un aşık olduğu, fakat feragat ettiği kadınla evlenip çok mutlu oluyor vs vs. İyi de Oblomov böylesi bir yaşamı tercih ediyor ve bence bu iradesizlikten çok bilinçli bir tercih gibi görünüyor. En azından Oblomov’un yüksek farkındalığı bana öyle hissettirdi. Romandan aldığım şu cümleler bu farkındalığı gösteriyor:

Ölü değil mi bu adamlar? Oturdukları yerde uyumuyorlar mı? Ben yatakta yatıyorum, kafamı valeler ve aslarla doldurmuyorum diye kabahatli mi oluyorum?“(184)

Anna ile aşk yaşadığı dönemde aktif bir adam olmayı başaran Oblomov, Anna’nın kendisini şekillendirmeye çalışmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor ve zaten bu müdahaleci aşka daha fazla dayanamayan Oblomov, sonunda vazgeçiyor. Ne uğruna vazgeçiyor? Şahsiyetini korumak adına. Onun her koşul altında şahsiyetine düşkün bir insan olduğunu romandan alıntıladığım şu cümleler de gösteriyor:

İşini ve dışarı hayatını bırakınca Oblomov hayatın anlamını başka yerde aramaya başladı. Ömrünü nasıl harcayacağını uzun uzun düşündü; sonunda kendi kendine yaşamanın hayatına çizeceği en iyi yön olduğu kanısına vardı.”(68)

Sonrasında ev sahibesi kadının “koşulsuz sevgisi” ona çok iyi geliyor ve yola onunla devam ediyor. Bu durumda biz Oblomov’a iradesiz diyebilir miyiz? Bence Oblomov -Gonçarov her ne kadar bizi aksine iknaya çalışsa da- gayet de farkındalığı yüksek bir karakter. Öyle olmasa çok sevdiği Anna’dan vazgeçmezdi. Öyle olmasa canı gibi sevdiği dostu Ştoltz’un yönlendirmelerine göre bir hayat yaşardı. O ise tamamen şahsiyetine uygun bir yaşamı tercih ediyor. Bir koyun değil Oblomov, tam tersi –yazarın onun tembelliğini, lakaytlığını gözümüze sokmasına rağmen- aslında şahsiyetli bir kahraman. En azından ben okurken böyle  hissettim ve onun bu doğal, yapmacıksız halini çok sevdim. Oblomov’un kafasındaki yaşam anlayışı aslında şu satırlarda net bir şekilde ortaya çıkıyor:

 “(Ştoltz)-Peki sence güzel hayat nedir?

(Oblomov)-Neden ‘oblomovluk’ olmasın! Sanki herkes bu benim hayalimdeki gibi bir hayat için uğraşmıyor mu? Sizin bütün kosturmalarınız, tutkularınız, ticaretleriniz, siyasetleriniz hep sonunda rahat etmek için, kaybolmuş bir cenneti bulmak için değil mi?(192)

Ben bu romanda bütün canlılığına, çalışkanlığına ve iş bitiriciliğine ve idealize edilmesine rağmen Oblomov’u Ştoltz’a tercih ettim. Tabii bu benim görüşüm.

Temelde  romanın mesajı bence şu: “Hayat, yaşanılan güzel anların bir bütünüdür bu sebeple hiçbir şeyi erteleme, hemen yap. Yoksa sıradanlaşan bir hayatın içinde kaybolup gidersin” Romandan alıntıladığım şu satırlar da bu mesajı doğrular nitelikte:

“-Yarın mı olacak bütün bunlar?(…)
-Ya şimdi ya hiçbir zaman, unutma.”(
197)

Tabii bu, yazarın bize vermek istediği mesaj. Bense Oblomov’un keyfince bir hayat yaşadığını düşünüyorum. Zaman zaman iradesine hakim olamadığı zamanlar olsa da, o kimsenin boyunduruğu altına girmeden, kendi bildiği şekilde yaşıyor hayatını, eğer tersi olsaydı Anna ile evlenip aktif, hareketli fakat mutsuz bir adam olmayı göze alırdı, ya da çok sevdiği dostu Ştoltz’un çiftliğine yerleşip onun kendisini şekillendirmesine müsaade ederdi. Bütün bunları reddettiğine ve her şeye rağmen kendi bildiği şekilde yaşamayı seçtiğine göre ona saygı duymamız gerektiğini düşünüyorum. Tabii bunlar tamamen kişisel düşüncelerim ve her okuyucu romandan kendine göre bir çıkarım yapabilir. Zaten klasikleri klasik yapan da onların her okumada ve her okuyanda yeni fikirler ve heyecanlar uyandırmalarıdır. Herkese iyi okumalar diliyorum. Bülent Ortaçgil’in “Beni Kategorize Etme” şarkısı Oblomov için ve her türlü müdahaleye rağmen şahsiyetini korumayı başaranlar için gelsin!

ALTI ÇİZİLİ SATIRLARIM

Bitmeyen kısır döngü!!
“Tarih ona yalnızca insanlığın ne kadar zavallı olduğunu öğretmişti. Bir dönemde insanlık felaketlere uğruyor, mutluluğunu yitiriyordu; sonra bütün gücüyle çalışıp çabalamaya koyuluyor, iyi günlere kavuşmak için türlü cefalara katlanıyordu. Nihayet tarihin bir döneminde insanlık rahata kavuşacak gibi oluyor, artık tarihin kendisi de rahat edecek, diyorsunuz. Nerede? Tekrar işler bozuluyor; her şeyin altı üstüne geliyor, insanoğlu yeniden çalışıp çabalamaya başlıyordu… Güzel günler bir türlü sürmüyor; hayat değişiyor, her şey durmadan bitip yeniden başlıyordu.”(67)

“Ciddi işleri bir yana bırakarak içine kapanmak, kendi yarattığı bir hayal dünyasında yaşamak Oblomov’un en büyük zevki idi.”(70)

“Artık birbirlerini de, kendilerini de anlamaz olmuşlardı.”(100)

Oblomov’a doktor tavsiyesi:)
“Sonra, okumadan, yazmadan vazgeçmelisiniz. Güneye karşı bir köşk kiralayın, çevrenizde bol bol çiçek, müzik, kadın olsun…”(90)

Kitaplarla yorulmak:)
“Eskiden bir çocuğa hayatın ne olduğunu erkenden anlatmaz, çileli ve çetin bir hayata hazırlamaz, çocuğu kitaplarla yormazlardı. Çünkü kitaplar türlü sorunlar çıkarır, bunlar da insanın yüreğini, kafasını kemirir, hayatı kısaltırdı.”(128)

Çocuğun yaramazı makbul:)
“Burnu kanamayan burun kanatmayan çocuklardan ne hayır gelir?”(164)

terra incognito🙂
“Kalbini de hayal gücü gibi dikkatle kullanırdı. Fakat kalp işlerinde sık sık faka bastığından duygular âleminin kendisi için bir ‘terra incognito'(bilinmeyen toprak) olduğunu itiraf etmek zorunda kalırdı.”(173)

“Karşıtlık bir sevgi yaratmıyorsa bile ona hiç engel olmadığı bir gerçektir…”(175)

Can sıkıntısı!
“Herkes birbirine hastalıkların en korkuncu olan can sıkıntısını aşılıyor, herkes dertler içinde bir şeyler arıyor.”(185)

Oblomov’un mutluluk resmi:))
“Sabah kalkarım. Hava güzel, gök göz alabildiğine mavi, bir tek bulut yok. Planıma göre evin bir tarafındaki balkon, doğuya, bahçelere, kırlara bakar; öbür taraftan da köy görünür. Karımın uyanmasını beklerken, hırkamı giyip bahçede sabahın serin havasını içe içe gezinirim. Orada bahçıvanı bulur, onunla çiçekleri sular, ağaçları, çalıları budarım. Karıma bir demet çiçek toplarım. Sonra yıkanmak için banyoya ya da dereye giderim. Dönüşümde balkonun kapısı açılmıştır. Karım sabahlığını giymiş, başına her an uçaçakmış gibi duran hafif bir başörtüsü atmış, beni bekliyor. ‘Çay hazır’der. Bir öpüş, ama ne öpüş! Bir çay, ama ne çay! Bir koltuk, ama ne koltuk! Masaya otururum; çörekler, kaymaklar, taze tereyağları…”(189)

Sükût
“Söylenmeden kalan, ince bir soruyla söyletilmesi mümkün olan birçok şey aralarında hiç konuşulmadan kararlaştırılmıştı, o kadar ki artık geri dönmek de imkansızdı.”(244)

“Aşk komedyasında veya tragedyasında iki oyuncu vardır; hemen her zaman biri ezer, biri ezilir.”(245)

“Kim için yaşayabilirim, hangi amaç için? Neyi arayacağım? Ne için savaşacağım? Neyin rüyasını göreceğim? Hayatın çiçekleri döküldü, yalnız dikenleri kaldı.”(248)

Kitaplar beni yazmış:)
“Okuduğu kitaplarda kendi düşüncesinin ve duygularının yankılarını, bir gün evvel söylediği kelimeleri buluyordu. Sanki yazar onun kalbinin atışlarını dinlemiş de yazmıştı.”(250)

“Uykuya dalarken, yürürken, okurken, hep onu düşünüyordu. Gece gündüz hep onunla konuşuyordu.”(251)

-Aşık mı? Hayır… Ben bu sözcüğü sevmiyorum, sizi seviyorum(…)
-Se-vi-yo-rum! Diye tekrar etti Oblomov,
“Ama insan anasını, babasını, dadısını, hatta köpeğini de sever. Bütün bu sevgileri ‘seviyorum’ sözüyle hep aynı çuvala doldururuz, hepsine aynı eski…”(256)

İsteklerimiz…
“Bir gün bir şeyi istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayata lanet edersin. İşte insan hayatta kendi istediğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur.”(261)

“Kim demiş hayat zevk ve mutluluktur. Ne saçma düşünce!”(261)

“Bırakın beni. Ben gidip şarkı söyleyeceğim. Kalbim o kadar doldu ki, göğsüme sığmıyor.”(280)

Durmadan değişiyor!
“Demek aşk da böyle bir şey… Ben öyle sanıyordum ki aşıkların hayatı sıcak bir öğle vakti gibi rüzgarsız, hareketsizdir. Halbuki sevgide de rahat yok. O da değişiyor, durmadan değişiyor… Bütün hayat gibi…”(280)

“…aşkın ışıklı ve bulutsuz bayram sabahı geçmişti; içinde, aşkın artık bir ödev olmaya, hayatına karışmaya, gündelik işleri arasına girmeye ve taze renklerini yitirmeye başladığı hissi vardı.”(312)

Seni için için yiyip bitiren şey nedir? Bu hastalığın bir adı yok mu? ‘Var’ dedi. ‘Oblomovluk!”(396)

“Hatıralar mutlu bir hayatın hatıraları olursa güzeldir, güç kapanmış yaraları hatırlatırsa acıdır.”(466)

Evlilik şirketi!!
“Birçok insan bir çiftlik alıp işletir gibi evleniyordu, bir işletmenin bütün gelirlerinden faydalanarak yaşıyordu: kadın evine çekidüzen veriyor, ev işlerini hallediyor, annelik, mürebbiyelik yapıyordu. Çiftçi, mülkünün manzarasına nasıl bakarsa onlar da aşka öyle bakıyorlar, yani zamanla ona alışıyor ve artık farkına varmaz oluyorlardı.”(483)

“Sen ve ben birer kahraman değiliz. Çözülmez sırlarla Manfred veya Faust gibi savaşamayız. Bu zor anları yaşayacağız, ardından yine hayat bize gülümseyecek, mutlu olacağız.”(496)

“Şimdiye kadar hayatı yalnız okuyarak, dinleyerek öğrendin. Artık yaşayarak görüp anlayacaksın.”(497)

 

Reklamlar

2 Yorumlar »

  1. Hayatın şiirini keşeden bilge denemeniz gerçekten güzel olmuş akıcı üslubu okuyucuyu sıkmıyor, yazılarını zevkle takip ediyorum, başarılarınızın devamını diliyorum.

Bir Cevap Yazın