İçeriğe geç

Bir ölü veya deli

Bir umarsız yürüyüş kadar
Anlamlı hayatın

Eminönü’nde, kalabalıklardayım
Öyle ki
Perde arasından
Bir meyhane masasında
Dağınık bir adam görüyorum
Dalgınlığı, yorgunluğu bakışlarının,
Sessiz sedasız bir sofrada
Dört kişilik bir masada
Tek başına
Seyretmekte karşısındaki koltuğu.
Saçı sakalı uzamış
Tırnaklarında geçmişin pisi
Kırışık gömlekli
Elinde Davidoff Sigarası
Cebi olduğuna inanmaz bakışlar altında
Kısıktan çalan bir müzikle cebelleşirken yüreği
Göz kapaklarının seğirmesini dert etmeden
Masalaşan garipceğiz bir adamda bakışlarım.

Ve

Henüz aldığı belli olan
Pahalı çantasıyla
Sirkeci’ye koşuşturan
Ojesi, saçıyla aynı renk
Gönlü bahar serinliğinde
Geçtiği yerlere teninin kokusu bulaşan
Gözlere seyretmesi elzem
Zihinlere, nakışı berrak kalemlerle çizilen
Serçe hafifliğinde parmak uçlarında
adımlar atan
Adımları gönüllere basan
Temiz esintiler ve Boğaz manzarasıyla
Seramonik şenlik tadında bir kadın görüyorum.

Ve adam sessizce bir yığılmayla
-Bir kalp çarpıntısı belki-
Tenine isabet edemeyen bakışlar içinde Yoksunluklarla yitip gitmeden
Son anların sarhoşluğu damağındayken
Birden ve aniden
Elindeki rakı şişesinin çıkardığı sesle belirginleşen bakışlarca
-Bu belkide duyduğu son sesti-
Fark edildi kalabalıklarda.

Kadın yanına yanaşan arabaya binip gitti,
Kalabalığa kalmıyorum bende
O anda ve şimdi de
Umarsız yürüyüşlere meftun
Düşüncelere gömülü
Bir ölüyüm zaten veya bir deli sokaklarda
Bende bir araba çağırıp uzaklaşmalıyım

Adam mı?
Daha onu ilk gördüğüm anda ölüydü zaten.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın