İçeriğe geç

Hoşçakal Demek,Hayata ve Aşka

               “Yaşamı sevmekle birlikte, ölüme alışmak da büyüyor gelişiyor. Güzellikler kazanıyor.  Bu sevgiyi nasıl rahatlıkla uğurluyorsam, yaşamı da o denli rahat, o denli güzel uğurlamalı…” *

Tuhaf bir büyüsü vardır Hoşça kal sözcüğünün. Söylediğimizde birden değişiverir her şey. Bir dünyadan, başka bir dünyaya geçeriz. Her şey bir anda geride kalıverir, istesek de , istemesek de.

 Ve bizler bazen hoşça kal demek zorunda hissederiz kendimizi. Bunun umutsuz yarınlar ya da  tüketilmiş ilişkiler için olmasının bir önemi yoktur. Yaşanan her şeye bir nokta koyarak gitmenin en doğrusu olduğuna inandığımızda; koca bir yaşanmışlığı, küçücük bir “Hoşça kal”a sığdırıp, üzerimizde eğreti duran yaşama veda ederiz. Umuda, yaşanacaklara, düşlere ve geride bırakılan her ne varsa her şeye…

Sergey Yesenin için hoşça kal, söylediği en son şiirdi. İçindeki fırtınadan kurtulabilmesi için ölümün limanından başka bir sığınak yoktu onun için. Alkol, kokain, evlilikleri, sevgilisi ve hatta Sovyet Rusya devriminin en güçlü şairi olması bile yetmiyordu onu kurtarmaya.

Ölümü isteyerek, her anını tadarak yaşama veda etmenin nasıl bir şey olduğunu bilemem. Üstelik kendi kanıyla son birkaç dize yazmanın trajik yanı hangi sözcüklerle anlatılır onu da.  Yaşamdan nefret mi, kendinden intikam mı, yoksa ölümle alay etmek midir bu?

Yaşama hoşça kal derken, en iyi dostu Mayakovski’ye şunları yazıyordu Sergey: “ Hoşça kal dostum, el sıkışmadan, suskunlukla / Sakın üzülme, nedir bu gözlerindeki hüzün / Şu yaşamdan yeni bir şey değil ki ölüm / Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamakta.”

 Mayakovski ise çok sevdiği Yesenin’in ardından yazdığı şiirini şöyle biririr: “Şu yaşamda / En kolay şey ölmek /Asıl güç olan / Yepyeni bir yaşama başlamak!”

Evet, güçtür yepyeni bir yaşama başlamak. O da başaramaz bunu. Ard arda yaşadığı düş kırıklıkları, arkadaşının intiharından beş yıl sonra onu da teslim alır.

Slyvia Plath de yeni bir başlangıç olsun istemişti hayatında. Ted’le her şeye yeniden başlayacaktı. Olmadı… Ted Hughes’in daha iyi şiirler yazması mı yoksa onu aldatması mıydı Slyvie Plath’i zamansız hoşça kal demeye sürükleyen,  bilemiyoruz… O, kısa yaşamı boyunca kendini ispatlamaya çalışmış paramparça bir şair olarak, artık her gün biraz daha ötelere savrulan parçalarını toplamaktan yorulmuştu. Huzura ihtiyacı vardı ve bu huzur da bir hoşça kal’ın ardında bekliyordu onu.

Bazen mutlu olmak da yetmiyordu.  Virginia Woolf, kocasına yazdığı  mektupta, onu çok mutlu ettiğini satırlarına ekleyerek veda ediyordu sevdiği adama.

İnsanlar, yalnızca yaşama yenildiği anlarda hoşça kal demez elbet.

Bazen de yaşanmışlıkları geride bırakmak gerekir.

Yaşayıp tükettiğimiz sevdaları örneğin… Bu bağlamda, ayrılıkların en kısa özetidir bir hoşça kal. Engellediğimiz gözyaşlarının tek bir sözcüğe dönüşüdür.

Sadece bir hoşça kal, der ve gideriz.

Hoşça kalabilecekmişiz gibi…

Bu, “Seni seviyorum ama gitmem gerek,” çaresizliğidir çoğu kez.

Arkamızı döndüğümüzde düştüğümüz kocaman dipsiz bir boşluktur.

Hiçliktir.

Bir çöl ıssızlığıdır içimizde.

Üçüncü sınıf ilişkilerden, en modern yaşamlara bu hiç değişmez…

 

Hep aynı acı, hep aynı yürek yangınıdır…

 

*Sergey Yesenin

The following two tabs change content below.

Melek Koç

Görüyor muyuz sahiden, yoksa yürüyüp gidiyor muyuz? Günlük telaşın içinde hangimiz etrafındaki güzelliklerin farkına varıyor? Hep bir yerlere yetişmek, çalışmak, üretmek, kazanmak... daha iyi bir yaşam için sürekli çaba göstermek! Sonra? Ertelenen bir yaşam,yorgun bir beden ve sayılı günler... Ve de "Elde var hüzün!" Özetle, Behramoğlu'nun dediği gibi, "Hayatınızda AŞK yoksa, pek bir şey yok demektir..."

Latest posts by Melek Koç (see all)

Bir Cevap Yazın

Scroll Up