İçeriğe geç

Çocukluk Anıları

Hayatı nasıl görüyorsak, olaylara nasıl bakıyorsak öyle yaşıyoruz. Zaten hep öyle olmadı mı?  Bazı şeyleri yüreğimizin derinliklerinde hissetmedik mi? Kendi hislerimizi elbise gibi yaşadıklarımıza giydirmedik mi?

Anılar canlanıyor. Çocukluğum peşimden geliyor durmadan. İçimdeki çocuğu hep yaşatmak istiyorum. Küçük bir çocuğum. Yeni alınmış oyuncak bebeğimle evimizin oturma odasında oynuyorum şimdi. Onu anneme aldırdığım gün o kadar mutlu olmuştum ki. Çarşıdan aldığımız gün doğru anneannemin evine gitmiştik. O gün ilk kez ona anneannemin evinde dokundum. Saçlarını okşadım. Hatta yeni plastik kokusunu ciğerlerime çektim. Elbisesi çok güzeldi. Artık benim bir bebeğim vardı. Ve oturma odamızda onu kucağıma alıyorum, ayaklarımda sallıyorum. Onda anne sevgisini tecrübe etmek, kendi küçük dünyamda mutluluğu yakalamak… Paylaşmak… Beni duymayacak, karşılık vermeyecek cansız bir varlığa sevgi sözlüklerini fısıldamak… Onunla büyüyorum.

Yıllar geçti. Belki sadece birkaç yıl… Bir Kasım ayı… Bazen çocukluk insana hüzünleri de hatırlatıyor. Yine aynı evimizin salonundayız. Eskiden buraya hol de diyorduk. Evin tam orta yerinde, penceresi olmayan, eski tarz, büyük bir oda işte. Babam kanepede yatıyor. Hasta birkaç gündür. Derken yorgun nefes alış verişleri hırıltılara dönüşüyor. Annem telaşla koşuyor yanına. Kolonyayı boynuna, bileklerine, alnına sürüyor. Bir yandan da ağlıyor ve kelime-i şehadet getiriyor. İnanamıyorum. İnanmak istemiyorum. Her ne kadar ablam derhal doktor olan bir akrabamızı çağırsa da babamın hayatının noktalanmasının, son nefesinin vermesinin kimse önüne geçemiyor. Bir iki saat içinde evimiz kalabalıklaşıyor. Babam holde cansız bedeniyle öylece yatarken biz sokağa bakan diğer odada komşular ve akrabalarla oturuyoruz. Herkes ağlıyor, herkes mutsuz. Hele annem gözümün önünden gitmiyor. Biraz sonra annem babamın yanına gidip başından ayakucuna kadar vücudunu kaplayan örtünün üst kısmını sıyırıp onun yüzünü okşuyor. Bu ona son veda… Cansız yüz bembeyaz kesilmiş. Bir ürperti sarıyor içimi.

Bizim sokakta birkaç kız arkadaş vardık biz. Hele de Mine diye samimi olduğum bir arkadaşım vardı. Onu çok severdim. Hep evden kilimleri, oyuncak bebekleri, kullanabileceğimiz kap kacakları, bisküvi, meyve türü yiyecekleri toplayıp sokağa, evlerimizin önüne, çoğu zaman merdivende veya kaldırım üzerinde evcilik oynamak için çıkardık. Sözleşirdik; ‘Sen şunu getir.’ ‘Ben de şunu getireyim’ diye. Çok eğlenceli olurdu. Bazen de arka bahçede oynardık. Evlerimiz üç katlı idi genellikle. Fakat arka taraflarında çok güzel bahçelerimiz vardı. Babamın ona çardak  yaptığı asma ağacı, dut ağacı, köşede su çektiğimiz tulumba… Büyük ve güzel bir bahçeydi. Bir süre annem tavuk yetiştirmişti. Pazardan küçük küçük civcivler alırdık. Onları büyüyene kadar bir süre evde beslerdik. Çok severdim civcivleri. Civcivleri, kuşları, kedileri, köpekleri bütün hayvanları çok seviyorum. Hayvanlar insanlardan çok daha insan! Bunu burada samimiyetle söylüyorum. Şimdi insanlar hayvanlaştı. Yani bazıları… İmkânım olursa inşallah kedi, köpek hepsini beslemek istiyorum.

Çocukluğumda sokakta oynamayı çok severdim. Bizler birçok şey paylaşırdık. Birlikte çok şey öğrenirdik. Belki beş-altı yaşlarındayım. Üç tekerlekli bir bisikletim var. Onunla gezmek en büyük zevkim. Evimizin karşı kaldırımında arkadaşlarımla sırayla biniyoruz. Ben hızlı hızlı sürerken arkadaşım da beni arkadan ittiriyor. Kaldırımın sonuna gelince durmak için kendimi frenlediğim anda kafam hızla bisikletin ön tarafına çarpıyor. Hatta ön dişim de bisikletin demirine çarpıyor ve doğal olarak kırılıyor. O gün beni kimin eve getirip, anneme teslim ettiğini hatırlamıyorum. Mahalleden birileri beni kucağına aldı. Ağlıyorum. Lavaboda ağzımı, yüzümü yıkıyorlar. Ağzım kan içinde. Bu olayın şokunu hemen atlatamadım. Uzun bir süre kırık dişle gezdim. Aradan yıllar geçip de liseli bir genç kız olunca bir diş doktoruna gidip dişime kaplama yaptırdığımı hatırlıyorum. Bu kaplama diş yapıştırma olduğu için birkaç kez yerinden çıktı ve ben de yapıştırsın diye birkaç kez diş doktoruna gittim. Bir keresinde İngiltere’deydik. Orada da diş yerinden çıktı. İngiliz doktor bu dişi yapıştırdı tekrar. Bir daha da diş yerinden çıkmadı. Bunu belirtmek istemezdim ama adamlar sağlam iş yapıyor gerçekten.

Çocukluk güzel. Şimdi düşünüyorum da o yılların masumiyeti, mutluluğu şimdilerde, bu günün çocuklarında yok. Hep çocuk kalabilenlere, o heyecanı yaşayanlara ne mutlu… 

Evlerde, binaların içinde pek çok hayat saklı. Birbirinden haberi bile olmayan bir sürü insan. Üst üste kibrit kutularını dizer gibi oturduğumuz daireleri dizdik. Hayatlarımızı çeyiz sandığında saklar gibi apartman dairelerinde, dört duvar arasında sakladık. Saklamaya da devam ediyoruz… 

Reklamlar
The following two tabs change content below.

butterfly

Hayat okumak ve sevmekle anlam kazanır.

Latest posts by butterfly (see all)

Bir Cevap Yazın

Scroll Up