İçeriğe geç

Karamsarlık Yok/ No Pessimism!

Şehrin kalabalık caddelerinde birinde elleri ceplerinde dolaşan genç delikanlı kararsız bir halde yürümeye devam ediyordu. Birkaç kere yokladı ceplerini. Cebinde sadece bozuk üç lira yirmi beş kuruşu vardı. Hafiften karnı da acıkmış olduğu için genellikle yiyecek satan dükkânların vitrinlerinin önünde oyalanıyordu. Vitrinlerin birinde unlu gıdaların o cezbedici görünüşleri dikkatini çekti. Tabelasında ‘… Unlu Mamuller’ yazılı olan dükkânın kapısından mis gibi kokular geliyordu.

Bir simit almalıydı. Hiç olmazsa bol susamlı, yumuşacık, İstanbul Simidi dediklerinden bir tanecik. Ne güzel giderdi şimdi. Karnı daha da guruldadı camın ardındaki yiyecekleri seyrettikçe. Cebine tekrar soktu elini. Üç lira, yirmi beş kuruşu parmaklarıyla şıngırdattı. Eh simit bir lira olduğuna göre parası fazlasıyla yeterdi. Fakat birkaç saniye sonra kafasına dank etti; alamazdı simit falan. Eve nasıl gidecekti? Yürüyerek gitmesine imkân yoktu. Dolmuşla en az 25 dakika süren yolculuk içindi cebindeki bozuk paralar. Evde de bir gram yiyecek bir şey olduğunu sanmıyordu. Nefsine hâkim olması gerektiğini düşünerek geçip gitti dükkânın önünden.

Bu gün de iş bulamamıştı. Bütün iş ilanlarına bakmıştı oysa. Şu parasızlık ne sinir bozucu şeydi be. Hiç kimseye anlatamıyordu derdini. Bu yüzden birkaç haftadır okuduğu bölüme de gidememiş, derslerini ihmal etmişti. Bu gidişle devamsızlıktan kalacak, okulu uzatacak ya da büsbütün bırakmak zorunda kalacaktı. Bu nedenden dolayı kirayı ödeyemediği ev sahibi onu görmesin diye hava kararmadan eve gidemiyordu. Memleketten de para isteyemezdi. Onların da durumları malumdu zaten…

Tekrar yürümeye karar verdi. Adımlarını hızlandırdı. En iyisi dolmuşa atlayıp eve gitmek, köşedeki küçük marketten dünden kalmış kuru bir ekmek alıp onunla bu akşam idare etmekti. Çünkü marketteki amca bazen bayatlamış ekmekleri ona bedava veriyordu. ‘Dayı, bi ekmek alıyorum haberin olsun. Yarın veririm parasını’  diye söyleyecekti ekmek dolabına elini uzattığı anda. ‘Oğlum o ekmek için para vermen gerekmez, helal olsun’ diyecekti marketçi Mehmet Efendi. Biraz mahcup, biraz memnun teşekkür ederek evin yolunu tutacaktı. Sokağın başına geldiği zaman da etrafı kolaçan edecekti. Acaba ev sahibi ortalarda dolanıyor mu diye. Yine ‘Kirayı veremeyeceksen evi bu ay sonuna kadar boşalt oğlum’ sözleriyle muhatap olmak istemiyordu. Ev arkadaşı Hasan geçen dönem mezun olup evden ayrıldıktan sonra işi daha da zorlaşmıştı.

Hiç bu kadar sıkıntılı bir durum yaşamamıştı şimdiye kadar. Bazen her şeyi bırakıp, okulu, gelecek hayallerini, uzaktan uzağa sevdiği, bir türlü açılamadığı kumral uzun saçlı, sınıf arkadaşı olan o güzel kızı bırakıp memlekete gidesi geliyordu. Her hangi bir yerde çalışıp, hayata sıfırdan başlamak… Bir müddet daha caddede oyalandı. Bulduğu banklarda oturdu. Yarın olsun Allah kerim diyerek dolmuşların beklediği sokağa yöneldi. Fakat hayır, vazgeçti. Binmeyecek, yürüyecekti bu kez. Çok değil birkaç saat sonra eve varırdı. Yarın da dersi olmadığı için bütün gün iş arayacaktı yine. Önce mis gibi kokan simitlerden bir tane aldı ve parkta afiyetle yedi. Sonra da tabana kuvvet. Yürüyecek kadar sağlığı yerindeydi çok şükür.

Delikanlı karar verdiği üzere yürümeye koyuldu. Aslında yürümek iyi geldi bir bakıma. Canlandığını hissediyordu. Akşam karanlığı çökmeye başladığı dakikalarda oturduğu mahalleye ulaştı. Her zaman ekmek, gazete aldığı o marketin önünden geçerken Mehmet Efendi kendisine seslendi. ‘Oğluum! Üniversiteli oğlum. Nasılsın?’ Delikanlı biraz yorgun, biraz şaşırarak yanıtladı sorusunu ‘İyiyim dayı. Sen nasılsın?’ ‘Çok şükür. Bak ne diyeceğim. Benim bir yardımcıya ihtiyacım var. Acaba ara sıra gelip burada çalışabilir misin?’ Duyduklarına inanamadı delikanlı. Gökte ararken yerde bulmuştu aradığını. Hiç beklemiyordu bu teklifi. ‘Her zaman okula gitmiyorsun değil mi? Sen güvenilir bir gence benziyorsun. Ben de yaşlandım. Senin gibi birine ihtiyacım var. Ah senin gibi genç olsam. Kıymetini bil. Hem ne güzel okuyorsun. Okumaktan zarar gelmez. Senin gibiler çok lazım bu memlekete. Sakın okulunu bırakayım deme. Ben sana yetecek kadar para veririm, anlaşırız.’ Delikanlının gözleri gülmeye başladı. ‘Olur, dayı, tabi olur. Çalışırım. Zaten ben de iş arıyordum. Öğleden sonraları gelirim. Ne istersen yaparım.’ ‘Tamam’ dedi Mehmet Efendi. Delikanlının sırtını okşayarak. ‘Yarın başla hemen.’

Biraz olsun rahatlamış olarak oradan ayrıldı. Bundan sonra kendini çaresiz hissetmeyecekti. ‘Karamsarlığa yer yok’ diye geçirdi içinden. Gerekirse başka iş de arar, hafta sonları, geceleri falan da başka yerde çalışırdı. Evin yolunu tuttu. Apartmanın önünde okuldan tanıdığı bir arkadaşını gördü. ‘Hayrola Nihat? Ne işin var senin burada?’ ‘Oğlum kaç saattir seni arıyorum. Telefonun kapalı.’ ‘Şarjı bitmişti telefonun.’ ‘ Ahmet’ten aldım adresini. Benim bir eve ihtiyacım var. Evdekiler geçen hafta aniden çıktılar. Tek başıma kaldım. Bizim ev zaten pahalıydı biliyorsun. Eh senin arkadaş da çıkmış galiba. Düşündüm de belki beni yanında istersin. Kabul edersen hemen orayı boşaltıp senin yanına geleceğim. Ne dersin?’ Birkaç dakika içinde iki sürpriz birden yaşayan delikanlının bu kez ağzı kulaklarına varıyordu. Sevinçle bağırdı. ‘Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz. Sağ ol kardeşim, geldiğin için. Tabi memnuniyetle, başımın üstünde yerin var. Ben de yalnız nasıl kalacağım diye kara kara düşünüyordum. Hemen taşıyalım eşyaları. Vakit kaybetmeyelim.’

Delikanlı artık yapayalnız değildi. Parasızlığın da çaresi yavaş yavaş bulunuyordu işte. Bu gece kara kara düşünmek yoktu. Sıcacık bir çay demlemek vardı şimdi arkadaşı Nihat’la birlikte ve yatağında mutlu, umutlu uyumak.

Çaresizlik, karamsarlık hislerini bir kenara itip, her zaman bir çıkış yolu bulunur düşüncesiyle hayata dört elle sarılmak gerek. Hayat kim bilir ne sürprizler sunacak bizlere. İnadına umudunu kaybetmemek gerek. Bu güzel vatanın gayretli, okuyan ve çalışkan insanlara, özellikle de böyle gençlere ihtiyacı var.

The following two tabs change content below.

butterfly

Hayat okumak ve sevmekle anlam kazanır.

Latest posts by butterfly (see all)

Bir Cevap Yazın

Scroll Up