İçeriğe geç

Kaplan! Kaplan!: Yıkımdan Sonra İntikama Giden Adam

Gully Foyle’dur adı… Dünya’dır vatanı… Uzayın derinliklerini gezer ki… Bulabilsin kaderini…

kaplan-kaplan-ust.jpg

Gully Foyle’dur adı… Dünya’dır vatanı… Uzayın derinliklerini gezer ki… Bulabilsin kaderini…

Alfred Bester ile tanışmam Ankara Kızılay dolaylarında aylakça gezinmem esnasında olmuştur. Yolum Doruk Yayınları’nın dikkat edilmese fark edilmeyecek, depomsu dükkânına düşmüştü. Bilimkurgu kitapları köşesini incelerken 6.45 Yayınları basımı Yıkıma Giden Adam ve Kaplan! Kaplan! kitaplarının kapakları dikkatimi çekmişti. Albenili görselleri olduklarını iddia edemem. Konu bilimkurgu/fantastik olunca önemli olan kitabın size ne vadettiği olduğundan sayfalarını karıştırmadan edememiştim. Arka kapak yazıları havalı gelmiş olsa da, o an için sadece isimlerini not etmekle yetinmiştim. Aynı yazarın 1953 (Yıkıma Giden Adam) ve 1956 (Yıldızlar Hedefim ya da Kaplan! Kaplan!) tarihli kitaplarını sebepsizce dilimize kazandırmış olamazlardı diye düşünüyordum. Zahmet edip Kaplan! Kaplan!’ın önsözünü okusaydım “cyberpunk” akımının müjdecisi iki kitapla karşı karşıya olduğumu erkenden öğrenmiş olurdum. (O önsüzün sahibi de Neil Gaiman diye biriymiş(!) ) İnternetteki araştırmama kadar neyle karşılaştığımı anlayamadığım keşfimden birkaç gün sonra, kitapları edinmem ve sırayla okumam gecikmedi.

Yıkıma Giden Adam, 1953 tarihli ilk Hugo Ödülü’nün sahibiyken Kaplan! Kaplan!’ın ödülü bulunmuyor. Bilimkurgu türünü etkilemesi açısındansa ikisi de önemli. Tabii yazarların övgüleri açısından Kaplan! Kaplan! daha fazla el üstünde tutuluyor.

Yıkıma Giden Adam, ülkemiz okurlarının karşısına farklı isimlerle çıkmış (Okat Yayınevi‘nden Uzay Serisi’nin 9. kitabı olarak Anarşist ve Deniz Yayınları’ndan 24. Yüzyılda Cinayet adlarıyla). Kaplan! Kaplan! ise raflarımıza daha geç uğramış (6.45 Yayınları’ndan “Yıldızlar İstikametim” alt başlığıyla). İkili, İthaki Yayınları Bilimkurgu Klasikleri Serisi kapsamında yeniden karşımızdalar. Yıkıma Giden Adam serinin 9. üyesi olarak ağırlanmıştı. Şimdi sırada Kaplan! Kaplan! (Yıldızlar İstikametim) var.

Roman, Alexandre Dumas’ın haksızlığa uğrayan kahramanın intikam mücadelesini anlattığı Monte Cristo Kontu romanından ve İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi denizaltılarının gemileri tuzaklarına çekebilmek için yem olarak kullandığı şüphesiyle dört ay boyunca denizin ortasında bir salda mahsur kalmış Filipinli denizci olayından ilhamla yazılmış. Ana karakteri Gully Foyle’un bireysel yolculuğu açısından temel aldığı felsefesinin ünlü İngiliz şair ve ressam William Blacke’in Kaplan (The Tiger) şiirinden ilham alındığı söylenebilir. Roman bu şiirin dizeleriyle açılınca aksini düşünmesi pek güç zaten.

Kaplan! Kaplan!, Yıkıma Giden Adam ile aynı dünya görüşünü ve benzer anlatım kalıplarını kullanılıyor – ki zaten iki kitabı okumuş olanlar bunları hemen fark edecektir. Boynuz kulağı geçer misali, Hugo Ödüllü büyük kardeşinin dert edindiği meseleleri anlatım ve hedef olarak daha ileriye taşıyor. İkisinin de alternatif birer 24. yüzyılda geçtiği düşünülürse Bester ilk romanında değinemediklerine ikinci romanında değinebilme fırsatı yakalamış denebilir. Tabii büyük kardeşindeki “esperlik” günümüz okurları nezdinde bir yere kadar hoş görülebilecekken, insanların konsantrasyonla kendilerini ışınlayabildikleri “jaunt” yeteneği aynı hoş görüden nasibini kolayca alamayacaktır. Elbette bu kıyaslamalar iki kitabın da William Gibson’ın 1984 yılında cyberpunk akımını başlatan Neuromancer’ının ve dolayısıyla türün müjdeleyeni olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

25. Yüzyıl ve Bu Yüzyılın İnsanı Gully Foyle

25. yüzyılın başlarında, tatsız bir laboratuvar kazası sonucu büyük bir keşifte bulunulur. Bu keşif, adını kazanın mağduru ve mucizenin sahibi Charles Fort Jaunt’un “Jaunt”undan alan teleportasyonla ulaşım yeteneğidir. Kişi zihnini, en fazla 1 km uzaktaki yeri hayal etmeye verebilirse oraya ışınlayabilmektedir.

İnsan evriminin mucizesi olan bu yetenek, konsantrasyonu sağlamada herhangi bir engeli bulunmayan herkesçe kullanılmaya başlanır. Jauntlama sınırları anlamsız hale getirince sosyal, ekonomik ve politik alanda kriz ve değişikliklerin kapısı aralanır. Jauntlayarak dünyayı dolaşan çeteler türer. Eski salgınlar tekrar hortlar. Binalar anti-jaunt sistemleriyle donatılır. Kadınlar değerli mallar gibi korunup saklanırlar. Haberleşme ve ulaşımın hızlanması bazı meslekleri tarihe karıştırır.  Ekonomik krizle patlak veren politik gerginlik insanlığı Dünya (ve Ay), Mars ve Venüs’ten oluşan İç Gezegenler ile Jüpiter, Satürn ve Neptün’ün uydularından oluşan Dış Uydular olarak iki tarafa ayırır. Çok geçmeden DU ve İG arasında savaş patlak verir.

Gulliver Foyle’un yaşadığı çağ, sınırları aşma mucizesini kişisel arzularına, eski alışkanlık ve hırslarına alet eden insanların çağıdır. Bencillik ve gaddarlığıyla yaşayan Gulliver (kısaca Gully) Foyle için neler olup bittiğinin önemi yoktur. Taşıdığı vasıfsızlık payesini sahiplenecek kadar bile karakteri oturmamıştır. Dümeni boşta seyreden hayatının son durağı Göçebe adlı uzay gemisidir. En vasıfsızları olarak gemi mürettebatı arasında kendine yer bulur. Seyir halindeki Göçebe savaştan nasibini alana kadar Foyle’un keyfi yerindedir. Alınan hasar sonucu uzay gemisinde bir tek Foyle kalır ve Mars ile Jüpiter arasında sürüklenir. Yalvardığı kozmik güçlere dakika dolmadan küfürler savuracak kadar bencil ve cahil olan Gully Foyle, hiçbir şey yapmadan beklemeye koyulur. Vasıfsızlığı sebebiyle elindeki tek şansı, başka bir uzay gemisinin oralardan geçerek kendisini kurtarma ihtimalidir. Vorga adlı geminin yakınlarda belirmesiyle Foyle’un beklediği şans yüzüne gülümser gibi olur. Vorga onu umursamadan yoluna devam edinceyse hevesi kursağında kalır. Yüzüstü bırakıldığını anlayan Foyle’un gözünü intikam bürür. O andan itibaren kinine sarılır, harekete geçer, denemeler yanılmalar eşliğinde kendini geliştirmeye bakar. Onu hayatta tutacak ve intikamını almasını sağlayacak sınırları keşfetmeye çalışır. Ve böylece 25. yüzyılın insanı Gully Foyle’un avlanmak için avcı olma serüveni başlamış olur.

İnsanın Gelişimini Anlatabilmek İçin Sefil Ruhların Maceralarını Yazmak

Bester’in önceki kitabı Yıkıma Giden Adam’da zihin okuyabilenler sayesinde suçun olmadığı ve suçlular için distopyaya dönüşmüş geleceğin toplumu anlatılıyordu. Kurallara uyan insanlar için bir ütopyanın suçlular için distopyaya dönüşmesi şaşırtıcı gelmemişti. Ana hikâyesiyse işlenmeye çalışan bir suçu konu ediniyordu. Ana karakterlerden Ben Reich, düzende değişim talep eden ve karakteri gelişim gösterecek kişi olarak ahlaken tartışmalı biriydi. Onu durdurmaya çalışanlarsa düzenden taraf olan ve karakteri oturmuş kişilerdi.  Romanın çehresi de buna göre iyi-kötü çatışmasından çok haklı-haksız karşılaşmasına bürünüyordu. Suç, adalet, dedektifçilik, Freudcu psikoloji, gerilimli bir polisiye ve kedi fare oyunu hikâyeye renk ve heyecan katıyordu.

Yazının konusu olan Kaplan! Kaplan! ise insanların kendilerini belli uzaklıklara ışınlayabilmesi sayesinde ortaya çıkan özgürlük ve kaybolan sınırların yarattığı kaotik düzende geçiyor. Özgürlükler açısından ütopik olmakla birlikte, bireylerin ve tarafların amaçlarına ulaşmak için verdikleri mücadelelerin neticesinde hayat distopikleşiyor. Duruma ve karakterine göre ütopiklik ve distopiklik kol kola gidiyor. Ana karakter Gully Foyle da ahlaken bu sistemin temsilciliğini yapıyor. Ana hikaye, Foyle’un kimden alacağını bile bilmediği intikam arayışını konu ediniyor. İntikamını alabilmek içinse kendine sınırlar koymak durumunda kalıyor. Foyle’un peşinde oldukları ve Foyle’un peşine düşenler çağın getirdiği sınırsızlığın olanaklarından faydalanıyorlar. Taraflar açısından durumlar haklı-haksız karşıtlığını aşıyor ve amaç ve araçlar ekseninde süren bir çatışmaya dönüşüyor. Hikâyeye heyecan katan, casusluk, ihanet, şiddet, suç, kişisel amaçlar ve intikam arayışlarının kol gezdiği kara film (noir) havası oluyor.

Ana karakterlerin sunumu açısından da farklar mevcut. Karakter gelişimi açısından, Reich’in yaptığı ve başına gelenlerin yorumlanması romanın diğer ana karakteri de olan peşindeki esper dedektif tarafından yapılıyor. Haliyle romanın alt metinleri ve mesajı ikinci bir karakter aracılığıyla aktarılıyordu. Gully Foyle’un açık seçik gözlemlenebilen karakter gelişimi sayesinde romanın alt metinleri ve mesajı doğrudan tek karakter vasıtasıyla verilmiş olunuyor.

Ayrıca Gully Foyle gibi uzunca süre kendini kontrol etmeye gerek görmemiş birinin karakter gelişimini sağlayan özel bir durum var: Yüzündeki kaplan dövmesi. Yüzünden sildirmeye uğraştığı halde istediği gibi kurtulamadığı o kaplan dövmesi. İntikamını alabilmek için onu saklaması gerektiğinden, sınırların delinmeye alışıldığı çağda, ister istemez otokontrollü davranmaya çalışarak kendine sınırlar çekmesine sebep olduruyor. Bu zorunlu otokontrol, Gully Foyle’un bilinçsel ve duygusal olarak gelişimini sağlıyor.

Foyle’un intikam amacıyla çıktığı yolculuğun, aslında temsili bir yeniden doğuş ve büyüme olduğuna işaret etmek için elden geldiğince her ayrıntı kullanılıyor. Kurtulduktan sonra “Göçebe” olarak isimlendiriliyor. Dil kullanımı ve ifadeleri değişiyor. Kaplan şiirinin dörtlüklerini değişen bilinç seviyesi ve amacına göre tekrar yorumluyor. Foyle’un dönüşümünde, tercihleri sebebiyle kendini aşağılık bir varlığa çevirebilecek insanın, yine kendi tercihleri sayesinde ideal bir varlığa dönüşebileceğinin mesajı veriliyor.

Çizgi Roman Meseleleri Bilimkurgunun Hizmetinde

Alfred Bester’in 1942-1946 yıllarında DC Comics çatısı altında Superman ve Green Lantern gibi çizgi roman serileri için senaryo yazarlığı yapmışlığı da mevcut. Kariyerindeki bu deneyiminden olsa gerek, romanlarındaki bilimselliğin çekirdeğinde de çizgi romanvarilik söz konusu. İnsanlığı değiştirip dönüştüren etkenler, bilimsel icatlardan çok evrimsel temelli üstün yeteneklere dayanıyor.

Yıkıma Giden Adam’da bir grup özel insanın psişik güçleri sonucu toplum değişiyordu. Kaplan! Kaplan! özel yetenekli insanlar konusunu bilimkurgu soslu fantastiğe dönüşme riskini göze alarak belli bir gruptan alıp tüm insanlığa yayıyor. Bester bununla da yetinmeyip, evrimsel mutasyonun çıkmaz sokaklarının ürünü lanetimsi yeteneklere sahip karakterlere de yer veriyor. Romanın başından sonuna kadar bu evrimsel mucizelerin sınırlarından, kullanım biçimlerinden, durumlara göre olumlu ve olumsuz yanlarından, insanlık üzerindeki etkilerine değiniliyor.

Romanın geçtiği 25. yüzyıldaki “jaunt” devrimine kadar Güneş Sistemine yayılmış bir insanlık zaten var. Yazıldığı döneme göre ilginç gelebilecek bilimsel ilerlemeler mevcut.  Jauntlamanın yapılabilmesi için belli başlı şartları var ve bunları karşılayan herkes jauntlayabiliyor. Jauntlama sebebiyle insanlığın kurulu düzeni önce sosyo-ekonomik sonra da politik olarak değişime uğramış. Evrimsel temelli geri dönülemez ilerlemenin yarattığı kriz ortamı var. Bu açıdan bakınca, radyasyona maruz kaldığı halde Saul Dagenham’ın hayatına devam edebilmesi ve tek yönlü telepat Robin Wednesbury’nin yeteneği de özel güçlere sahip olmanın fayda-zarar ilişkisinin altını çizmeye yaradıkları anlaşılıyor.

Çizgi romanvari olarak “Bilimsel temeller öyle işleselerdi hayat nasıl olurdu?” sorusuna göre şekillenmiş insanlar ve toplum tasvirlerinde romanın keyfini kaçırmayacak kadar detaya iniliyor. Jautlamaya, radyasyonlu adama, telepat kadına veya sinir ağlarını tekrar düzenleyerek insanın şimşek gibi hızlanabilmesine tamı tamına ikna olmadığım doğru. Ama buna tezat biçimde insanların davranışlarına ve yaşanan durumlara ikna olmakta fazla zorlanmadım. Yani uçuk gelen temeli kabul edince, ona bağlı gelişen düzen anormal gelmedi.  Mesela en basitinden acil bir durum oldu diyelim ve jauntlama yapılması gerek; herkesin aynı noktaya ışınlanması ve kalabalık gibi etkenler o anki krizi daha da körüklüyor. Radyoaktif adamımız Saul Dagenham’a değineyim. Sosyal hayatı kısıtlamalarla dolup taşıyor. Bir çiçeğe bile dokunamıyor ya da elektronik aletleri etkiliyor. Radyasyona rağmen yaşaması jaunt evrimi gibi mucizevî olsa da lanetli bir hayat sürmek zorunda kalıyor. Hakeza tek-taraflı telepat olan Robin Wednesbury’nin durumu da benzer. Dikkat etmezse düşüncelerini başkalarına aktarıyor. Başını derde sokan da dertten kurtaran da kontrol etmekte zorlandığı lanetli yeteneği oluyor. İnsan doğası hakkındaki basit gerçekler de işin içine girince, bahsetmeye çalıştığım “böyle olsaydı, şöyle olabilirdi…” mantığı kendi evren-bilimi açısından tutarlılaşıyor. Bu ön koşulun bir benzeri süper kahraman çizgi romanları okurken de gerçekleşiyor.the-stars-my-destination.jpg

Süper güçlere sahip sıradan insanlar açısından Kaplan! Kaplan!, günümüz süper kahraman çizgi romanlarında yıllar sonra değinilecek sorulara ufaktan değindiğini düşünüyorum. İdealist süper kahraman Superman’in doğumundan çeyrek asır geçmeden bunu yapabilmesi takdire şayan. Özel güçlere sahip olmanın yaşattığı soru ve sorunlar, Kaplan! Kaplan! içindeki değişmez insan doğası ve hayatın değişip gelişimi hakkındaki mesajı bağlamında ele alınıyor. Romanda, belli bir grup insanın süper güçlere kavuşmasıyla yaşanacak sorunlara değinilmiyor. Tüm insanlık evrimsel olarak özel bir güce kavuşursa neler olabileceğine değiniliyor. Meselesi yaşam deneyimini değiştiren özelliklerin genel kullanımıyla insanlığın nasıl şekillenebileceği üzerine. Ve ayrıca, yeni yeteneklerine uygun bilinçsel ve ahlaki evrimler geçirmezseler neler olabileceğiyle ilgili. Romanın şimdi için hatalı bulunsa da temel aldığı bilimkurgusallığı da burada ortaya çıkarıyor. Romandaki gelişme kavramı, geri dönülemez atılımlar ve onların iki ucu keskin bıçak gibi olan sonuçlarıyla alakalı. İnsanlığın deneyimsel ve zihinsel gelişimi, günümüzdeki gibi teknolojik gelişme yerine, evrimsellikten doğan süper güçlere dayandırılmış o kadar. Romanı günümüzün bilimsel-etkilerine uyarlarsak, teknolojik atılımların hayatımızdaki yerine tekabül ediyor. Jauntlama çağında hapishaneler nasıl olur? Jaunt ulaşımı nasıl sağlanır? Jaunt vesilesiyle sınırlar ebediyen delinince sıradan insanlar ne yapar? Sırası gelindikçe bu gibi sorulara yanıtlar veriliyor. “Jaunt” veya “tek taraflı telepati” gibi yetenekler cihazlar vasıtasıyla gerçekleşse o dünyaya bir iki ekleme ve çıkarma yapılmakla birilikte çoğu şey değişmeyecektir. Zamanla insanın bilincinde, hayatında ve toplumsal yaşamında geri alınamayacak değişimler olacağı ve asıl meselenin bu gelişimi nasıl değerlendirileceği sorularına yer veriliyor. İnsanlara sınırlarını aşmayı sağlayacak bir keşif, bir icat mı var? Ondan sonra insanlık bildiğiniz insanlık olmaktan çıkıp değişime uğrayacaktır. Şehirleri 7/24 eğlenceyle doldursanız bile hayatlarını orada çakılı kalmakla geçirmeyeceklerdir. Sinir sistemlerini değiştirerek daha hızlı ve güçlü mü olacaklar? Güçlü ve hızlı olmak isteyen biri için ameliyat masasına yatmak fazla sorun olmayacaktır. Asıl sorular bunları gerçekleştirirken hangi ahlaki ve bilinçsel aşamalardan geçeceğimiz ve varmamız gereken düzeyin ne olacağı çevresinde toplanıyor.

Alfred Bester, günümüz süper kahraman çizgi romanlarında sorulmaya başlanmamış soruları bilimkurgusal meseleleriyle yoğurarak kendi görüşlerini aktarmak için kullanıyor. Örneğin, bahsini ettiğim çizgi roman sorularını, teknolojik nimetlerin belli bir zümrede toplanmasıyla yaşanabilecekler olarak değerlendirsem; Kaplan! Kaplan! bu soruları kullanarak, aynı teknolojik gelişmeden faydalanan toplumda ne gibi değişimler olabileceği değerlendirmesine dönüşüyor. Örneklendirmeyi kabaca da olsa ileriye götürüp günümüze uyarlarsam, romandaki “jaunt” ve etkilerini bazı yönlerinden “internet” ve onun hayatımızdaki yerine benzetebilirim.

Cyberpunk Türü Açısından Alfred Bester’in Önemi

Cyberpunk türüne merak duysam da roman örnekleriyle fazla haşır neşir olabildiğim söylenemez. Lakin Neuromancer’la karşılaştırınca, cyberpunk için Kaplan! Kaplan! romanından türün habercisi olarak bahsedilmesi şaşırtıcı gelmedi. Bu ufak karşılaştırma sonucu bulabildiğim cyberpunkvari pek çok temel özellik var. Örneğin, kendi çıkar ve amaçları için sistemle birlikte veya sisteme karşı mücadelelerde bulunan karakterler var. Kişisel çıkara göre taraf değiştirmeler yaşanıyor. Ahlaken negatif özelliklere sahip ana karakter mevcut. Çıkarlardan farklı olarak tutkulara dayanarak verilen şahsi kararlar olaylara etki edebiliyor. İnsan bedenini daha üstün hale getirmek için tıbbi ve teknolojik müdahalelerde bulunmak deseniz, o da var. İnsanlığı bir adım daha ileri taşıyan gelişmelerin hayat kalitesini yükselteceğine onu daha kalitesiz ve güvenilmez hale getirmesi türün genel özelliklerinden zaten. Sınırın zayıflayıp belirsizleşmesi her noktada olmasa da gözlemleniyor. Dünyanın kocaman bir şehre dönüşmesi söz konusu. Sistemde önemli yeri olan dev şirketlerle karşılaşılıyor. Şirketlerce yönetilen şehirler var. Bilimsel Halk gibi William Gibson’un Neuromancer’ında da muadilleriyle karşılaşabileceğimiz uzayda yaşanan geleceğin-ilkellerine bile yer verilmiş.

Alfred Bester’i cyberpunk akımının müjdecisi yapacak ne varsa Kaplan! Kaplan! (ve öncülü Yıkıma Giden Adam) da ziyadesiyle mevcut.

Jauntlamamak için İnat Edenlere, Kaplan! Kaplan! için Son Sözler

Romanda, günümüz okurları için fantastik gelebilecek yönleri ve bunun mantığına değinmeye çalıştım. Çizgi romanvarilikten gelme bazı olaylar ve sunumları dönemine göre ilginç, günümüz içinse eskimiş gelebilir. Gelişimin geri dönülmezliğinde insanların ne yaptığını ve ne yapması gerektiği hakkındaki satır arası mesajlarınınsa güncelliğini koruduğunu düşünüyorum. Kendi hayatımızın sınırlarını sanalda olsa bulanıklaştıran “jaunt”umuz interneti düşünün. Gelecekte kullanmak için ondan akıllıca ve verimlice yararlanmayı amaçlayan sistemler öngörülüp tasarlanıyor. İnternetsiz şimdiyi düşünmek, zararlı kullanımlarına rağmen zor. Onun olmadığı bir geleceği ve gelişimi düşünmekse daha da zor. Esas soru onu nasıl ve hangi amaçlarla kullanacağımız. Teknoloji vasıtasıyla kendi sınırlarımızı ister istemez aşıp yeni olanaklar ve sorunların kapısını aralıyoruz. Alternatif 25. Yüzyıldaki “jaunt” da bundan farklı değil. Mucizeler barındıran ilerleme ve ondan doğru biçimde faydalanmakta zorlanan insanlık; bu, varoluşumuzdan beri süregelen bir mesele. Ve varolmaya devam ettiğimiz sürece de mesele olmayı sürdürecek.

Hala ve Hala Sayfadan Jauntlamaya İnat Ediyorsanız, Kaplan! Kaplan! için Bazı Notlar

  • Roman ilk olarak The Stars My Destination (Yıldızlar İstikametim) adıyla Galaxy Dergisi’nin 1956 Ekim sayısından itibaren dört bölüm halinde yayınlanmış.
  • Kitap olarak basılıp yayınlanması ilk olarak İngiltere’de gerçekleşmiş. Bu ilk baskıda romanın adı ve geçtiği yüzyıl gibi konularda değişikliğe gidilmiş. Galaxy Dergisi’ndeki adı “Yıldızlar İstikametim” iken “Kaplan! Kaplan!”a dönüştürülmüş. 25. Yüzyıl ise 24. Yüzyıl olarak değiştirilmiş. William Blacke’in The Tiger şiirinin ilk dörtlüğü de ilk defa bu baskıda kullanılmış.
  • Romanın alternatif isim önerileri Hell’s My Destination (Cehennemdir İstikametim) ve The Burning Spear (Yanan Mızrak).
  • Alfred Bester’in oluşturduğu “jaunt” kavramı, A. E. van Vogt‘un 1948 tarihli The World of Null-A romanındaki gibi insanın bulunduğu yerle gitmek istediği yeri fiziksel olarak kavrayabilmesi sayesinde kendini ışınlayabilmesi ilkesine dayanıyor. Oradakinden farklı olarak “Jaunt” kavramında sistemi kavramak için öğrenmenin önemi eklenmiş. Ve ayrıca mesafe sınırı ve uzayda teleportasyon yapamamak gibi belli başlı kısıtlamalarda bulunulmuş.
  • Yazının başlarında Monte Cristo Kontu’ndan esinlenmeler taşıdığından bahsetmiştim. Aslında yaşanan bazı olaylar ve yaşanma sıraları açısından temel noktaları oradan almış da denebilir. Monte Cristo Kontu’nu bilenler açısından Gully Foyle’un intikam serüveni bazı hususlarda tanıdık gelecektir. Aşinalık olayı sizi intihal şüphesine sevk etmesin hemen. Bariz farklar da mevcut. Misal, Monte Cristo Kontu’nun ana karakteri Edmond Dantes iftira atılan dürüst ve güvenilir bir adamdır; Gully Foyle ise onu fark etmediği için Vorga adlı gemiye kinlenmiş ve ahlaki olarak tartışmalı özellikleri olan biridir. Bu temel farklılıklar özleri açısından romanları farklılaştırıyor.
  • Kitabın yayınlanmasından sonra gelen eleştiriler oldukça karışıkmış. Mesela, bilimkurgu yazarı ve eleştirmen olan Damon Knight’ın çeşitli dergilerde yayınlanmış eleştirilerinin toplandığı In Search of Wonder (1956) kitabında, “kötü tat, tutarsızlık, mantıksızlık ve olgusal hatalar” içermesine kıyasla sonunun “muazzam bir hareketlilik” barındırdığı yorumunda bulunmuş. İlginçtir aynı eleştirmen A. E. van Vogt’un The World of Null-A’sını o zamana kadar yazılmış yetişkin bilimkurguları içerisinde en kötüsü olarak tanımlamış. van Vogt’ta eleştirilen noktaları dikkate alarak 1970‘lerdeki baskısı için romanı revize etmiş. Kaplan! Kaplan! tarafındaysa eleştiriye dayalı bu tip değişikliklere gidilmemiş. Zaman içerisinde daha fazla takdir ve övgü toplamaya başlamış. Continuum Encyclopedia of American Literature (2005) kitabının Bester için ayrılmış bölümünde eleştirmen Steven H. Gale, romanı yazarın olgunluğuna delil olarak gösteriyor. Kitaptaki gibi “insanlığın tür olarak ilerlemesini sağlayan evrim”de olduğu gibi yazarın önceki çalışmalarının daha görkemli biçimde sunulduğunu belirtmiş. Sinesteziyi anlatmak için farklı fontlar kullanması, giderek akıllanan kahramanın kullandığı dildeki değişmesi ve Blake’in The Tiger şiirindeki dörtlükleri Foyle’un karakter gelişimine göre tekrar yorumlaması sebebiyle Bester’in en stilistik çalışması olarak yorumlamış. Neil Gaiman 1999 baskısı için yazdığı ve 6.45 ile İthaki baskılarında da bulunan önsözünde “harika bir cyberpunk örneği olarak” göstermiş. Ülkemizde Pantheon Serisi yayınlanmış James Lovegrove “Bester’in en iyi çalışması” olarak tanımlamış. Supernatural Minnesota serisinin yazarı Thomas M. Disch “1950’li yılların en iyi bilimkurgu kitabı” olarak tanımlamış. Bitmeyen Savaş ve Bitmeyen Barış kitaplarının yazarı Joe Haldeman “Tür içerisinde sadece birkaç esaslı eser üretilebilindiğini ve onlardan birinin de o olduğu“nu ve ek olarak da “kitabı iki üç yılda bir tekrar okumasına rağmen yine de merak uyandırmaya devam ettiğini” belirtmiş. Triton’un yazarı Samuel R. Delany “Birçok kişiye göre en büyük bilimkurgu romanı olarak tanımlanıyor.” yorumunda bulunmuş. Ünlü bilimkurgu yazarı Robert Silverberg “Herkesin en iyi 10 bilimkurgu kitabı listesinde.” yorumunu yapmış. Melnibonélu Elric serisiyle tanınan Michael Moorcock “Özgürlükçü ilkeleri somut biçimde savunan harika bir macera.” olarak nitelemiş. Enginlik Serisi‘nin dizi uyarlamasının senaristlerinden olan Ty Franck “Büyük Bilimkurgu Hazinesi derlemesindeki hikâyelerden aklımda tek kalan ve beni etkileyen Yıldızlar İstikametim (Kaplan! Kaplan!)” olduğunu söylemiş. Neuromancer‘ın (ve Sprawl Serisi) yazarı William Gibson romanın “şaşırtıcı, yoğun ve başdöndürü bir hızla ilerlediğini” ve ilk romanı için tılsım değeri taşıdığını belirtmiş.
  • Romanı övenler arasında Robert Silverberg varken kendisinin ülkemizde de yayınlanmış The Tower of Glass (Cam Kule, 2014, İthaki Yayınları) romanının Kaplan! Kaplan! ile alakalı benzerliğinden bahsetmek istiyorum. O kitapta da bilimsel icatlar vasıtasıyla teleportasyon gerçekleştiriliyor. Ulaşım sorun olmaktan çıkıyor. İş adamı Simeon Krug’da uzun yıllar sürdürdüğü çabaları neticesinde kendini ve servetinin kaynağı olan teknolojileri geliştirmiş biri. Bilinci ve kavrayışı bu süreç içerisinde gelişiyor. Hem mecazen hem de fiilen gözünü uzaktaki bir yıldızlara dikmiş. Bu özellikleri sebebiyle bana Gully Foyle’un durumunu hafiften anımsatıyor.
  • Kitap 2012’de Amerikan Kütüphanesi’nin iki parçalık Amerikan Bilimkurgu: 1950’lerin Dokuz Klasik Romanı (American Science Fiction: Nine Classic Novels of the 1950) setinde yer almış.
  • 1979’da Howard Chaykin ve Byron Preiss kitabın fotoroman tarzında grafik romana uyarlamışlar. İlk bölüm Baronet Books tarafından yayınlanmış. Yayınevi mali krize girip batması sonucu ikinci bölüm planlandığı gibi yayınlanamamış. Grafik romanın tam versiyonu 1992 yılında Epic tarafından yayınlanabilme şansı bulmuş.
  • Roman 1991 senesinde BBC Radio 4 tarafından radyo tiyatrosuna uyarlanıp yayınlanmış.
  • Romanın film hakları 2006’ta Universal Pictures’taydı. 2015’te bu haklar Paramount Pictures tarafından satın alınmış. Ondan sonrada proje hakkında başka haber gelmemiş. Bazı hayranların görüşleri kitabın sinemaya kolayca aktarılamayacağı yönünde. Bu görüşe sebep olarak günümüz okur ve izleyicileri için “Jaunt” yeteneğini baştan kabul ettirmenin zor olabilmesine dayandırıyorum. Olası uyarlamanın süresinin ne olacağını da hesaba katmalı. Romanda gereksiz yere uzatılmış olay, konuşma ve bilgi yok. Uyarlama için neyin çıkartılıp değiştirileceği çok önemli.
  • Üstün yeteneklere sahip insanların maceralarını konu edinen İngiliz Tv dizisi The Tomorrow People’da (1973-1979) teleportasyon yeteneği için “jaunt” tabiri kullanılmış.

Eh, bunları da öğrendiğinize göre gönül rahatlığıyla sayfadan jauntlayabilirsiniz…

Cemalettin Sipahioğlu

The following two tabs change content below.

editör

Samet Ülgen u.ü inşaat müh.öğrenciyim. Koyu gs'liyim ve burcum yay.Burcumun özelliklerini taşıyorum ilaveten hergün gazete okuyan,yazan,çizen, boş vakte tahammül edemeyen biriyim 🙂

Latest posts by editör (see all)

1 Yorum »

Bir Cevap Yazın

简体中文 简体中文 Nederlands Nederlands English English Français Français Deutsch Deutsch Italiano Italiano Português Português Русский Русский Español Español Türkçe Türkçe
Scroll Up