İçeriğe geç

Dorian Gray’in Portresi: Yaşlanmayan Tablonun Yaşlanmayan Öyküsü

Oscar Wilde’ın “ölümsüz” eseri Dorian Gray’in Portresi üzerine naçizane birkaç kelam ettik.dorian-gray-ust.jpg

Farklı bir görüş geliştirebilmek ve sorgulamak için bizi sarsacak türden kitaplara ihtiyacımız var. Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi ile bize bu tarz bir kitap sunuyor. Özel hayatı ve kaleme aldıklarıyla toplumun ahlaki yapısını bozduğu söylenerek yargılanmış ve yoksulluk içinde ölmüş olsa da yüzyıllar sonra bile söyledikleriyle insanları sarsabiliyor.

Dorian Gray’in Portresi yazıldığı dönemde birçok eleştiriye maruz kalmış, ama etkisi yalnızca o dönemle sınırlı kalmamış. Yüzyıllar boyunca durmaksızın değişen ahlaki değerleri göz önüne alınca bu etkinin her dönemde insana aynı şekilde tesir ettiğini söylemek de yanlış olur. Sanırım, kitabın en güzel taraflarından biri bu. Oscar Wilde sanat hakkındaki görüşünü kitapta Lord Henry’nin ağzından “Sanatçı güzel şeyler yaratmalıdır ancak onlara kendi yaşantısından hiçbir şey katmamalıdır,” şeklinde belirtmiş olmasına rağmen neredeyse oluşturduğu her karakterde ondan bir parça görmek mümkün. İlk bakışta Dorian Gray’in çevresine örülmüş bir kurgu gibi görünse de Lord Henry ve Basil karakterleri de en az Dorian Gray kadar kurgunun merkezindeler.

Dorian Gray gençliği ve güzelliğiyle insanları büyüleyen bir genç adam. Ressam Basil’in gözünde tapılacak kadar güzel ve bağımsız sanatını zapt edebilecek kadar güçlü. Onun hakkındaki

düşüncelerini “Yalın ve güzel bir tabiatı var,” diye ifade ediyor ve tek isteği herhangi bir etkiyle tanışmadan yaşaması.

Kitapta Dorian güzelliğini Basil’ın çizdiği portreyle keşfetmiş gibi görünüyor, ama ben onun her daim bundan haberdar olduğunu düşünüyorum. Basil onun portresini çizdiğinde aklına gelen ilk şeyin bir daha bu portredeki gibi genç görünemeyeceği olması da bunu kanıtlıyor. Tuvale yansıyan güzelliğini bile kıskanıyor. Kendisi yerine bu portrenin yaşlanmasını dileyecek kadar hem de. Çok genç ve tecrübesiz olduğu zamanlarda bile çocuksu bir kibre sahip. Kıskançlığı ve güzel olduğunun farkında olmasının getirdiği kibir aslında hep orada, Dorian’ın içinde.

Dorian Gray’in kendisini ve hayatı keşfetmesi, hazlara ve kötülüğe olan merakının zamanla onu ele geçirmesi bir açıdan düşüncelerini söylemekten çekinmeyen Lord Henry’nin etkisi gibi görünebilir. Evet, gerçekten Lord Henry düşünceleriyle insanları etkisi altına almaktan hoşlanan bir karakter. Ancak Dorian onun etkisi altına girmeden önce bile ruhunda bir lekeye sahipti. Lord Henry yalnızca daha önceden Dorian Gray’in tabiatına sirayet etmiş lekeyi beslemiş olabilir. Aslında kitap boyunca okumaktan en çok haz aldığım kısımlar Lord Henry’nin içinde bulunduğu diyaloglardı. Sahip olduğu düşüncelerin hepsini benimseyemesem de kelimeleri kullanışı ve çok mantıklı olmayan düşünceleri bile sanki öyleymiş gibi sunuşu beni etkiledi. Genellemenin yanlış olduğu algılarını bile öyle inanarak söylüyordu ki okurken hak vermeden edemedim. Altını çizdiğim çoğu satırın onun düşüncelerinden oluştuğunu söylememe de gerek yok sanırım.

 “Sahiden kötü bir etkiniz mi var, Lord Henry? Basil’in söylediği kadar kötü bir etki mi?”

“İyi etki diye bir şey yoktur, Bay Gray. Her etki ahlaka aykırıdır; bilimsel bir bakış açısıyla ahlaka aykırıdır.”

“Neden?”

“Çünkü bir insanı etkilemek ona kendi ruhunu vermektir. O, artık kendi doğal düşünceleri ile düşünemez ya da kendi doğal tutkuları ile yanmaz. Erdemleri onun için gerçek değildir artık. Günahları, eğer günah diye bir şey varsa, ödünç alınmıştır. Başka birinin müziğinin yankısına, ona yazılmamış bir rolün oyuncusuna dönüşürler.”

Her şeyin çıkış noktası olan ressam Basil Hallvard, uçlarda yaşayan Lord Henry ve Dorian Gray gibi değil. Lord Henry’nin bir yerde ondan “sıradan” olarak bahsetmesi de bu yüzden. Sanata dair müthiş bir yeteneği olsa da hayatında çılgınlık olarak tanımlanabilecek tek şey Dorian Gray’e karşı hissettiği vahşi aşk. Kurguya yön veren kilit karakterlerden biri olmasına rağmen kitabın büyük çoğunluğunda varlığını değil, yalnızca gölgesini hissediyoruz.

Benim için bir roman sunulan düşüncelerin hepsine hak vermesem de o düşüncelerin zihnimi ele geçirdiğini anladığımda etkileyici hale geliyor. Kitabın başında yer alan sunuş bölümünde Gilbert K. Chesterton Wilde için “Ağzından çıkan her kelime yalan olabilir ama tarzı samimidir.” diyor. Düşüncelerimi ancak bu kadar iyi özetleyebilirdi. Karakterler aracılığıyla dile getirdikleri zihninin çılgın fikirlerle dolu olduğu belli ediyor. Ancak bunun yanında müthiş bir dikkate de sahip. Tepki göreceğini bilse de düşüncelerini paylaşmaktan çekinmeyen ve hatta bundan gizli bir haz duyan yanı her sayfada kendini fazlasıyla göstermiş.

Uzun zamandır okumayı düşündüğüm Dorian Gray’in Portresi’ni sonunda İthaki Yayınlarının düzenlemesiyle okudum. Başka bir yayınevi daha mı iyidir, onların çevirileri de bu kadar temiz midir, inanın bilmiyorum. Kıyaslama fırsatım olmadı. Ancak Ezgi Altun’un çevirisiyle okuyucuya sunulan İthaki basımının çevirisi güzel, anlatımı akıcı.

Ufacık bir şüpheniz varsa bir an önce okumalısınız. Yoksa bile, umarım bu incelemeyi okuduktan sonra o soru zihninizde belirir.

Şimdiden keyifli okumalar.

Bilgesu Çavuş

The following two tabs change content below.

editör

Samet Ülgen u.ü inşaat müh.öğrenciyim. Koyu gs'liyim ve burcum yay.Burcumun özelliklerini taşıyorum ilaveten hergün gazete okuyan,yazan,çizen, boş vakte tahammül edemeyen biriyim 🙂

Latest posts by editör (see all)

1 Yorum »

Bir Cevap Yazın

简体中文 简体中文 Nederlands Nederlands English English Français Français Deutsch Deutsch Italiano Italiano Português Português Русский Русский Español Español Türkçe Türkçe
Scroll Up